Amsterdam, dünyadaki en sevdiğim yerlerden biri. Şehir Amstel Nehri‘nin beslediği kanalları, çiçekleri ve yel değirmenleri ile düpedüz büyüleyici. Görülecek ve yapılacak sonsuz şey var, peki ama zamanınız kısıtlıysa geziye nereden başlamak, nasıl planlamak lazım? Harika bir “48 saatte Amsterdam” hazırladım, siz de okuduktan sonra bu şehri ziyaret etme fikrine bile bayılacaksınız. 

COVID-19 Pandemisi nedeniyle şu an seyahat kısıtlaması olsa da, normal koşullarda Türkiye’den 3 saat süren bir uçuş ile Hollanda – Amsterdam Schiphol Havalimanı’na ulaşabilirsiniz. 

Havalimanı’ndan Şehir Merkezi’ne Ulaşım

Dünya’nın en büyük havalimanlarından biri olan Schiphol Havalimanı Hollanda’nın ana havalimanı. İlk kez 9 yaşında bir hostesin elinden tutarak geldiğim gün, dün gibi. Teyzemi görünce ne kadar rahatlamış ve mutlu olmuştum. Havalimanı merkeze yaklaşık 20 km mesafede bulunuyor ve günün her saati (7 gün & 24 saat) kolay bir şekilde ulaşım sağlayabiliyorsunuz. Tren, otobüs ve elbette heryerde olduğu gibi taksi seçenekleri bulunmakta. Biz tren kullandık. Gece saatlerinde daha seyrek olmakla birlikte gün içinde 15-20 dk da bir sefer mevcut. Tren biletinizi gişeden veya etrafınıza baktığınız heryerde görebileceğiniz sarı bilet makinelerinden alabilirsiniz.

Böyle kalabalık ortamlarda makine kullanmak her zaman kolay ve pratiktir o yüzden hiç korkmayın, zaten menülerde ingilizce dil seçeneği de bulunduğu için, nakit veya kredi kartı kullanarak rahat bir şekilde biletinizi (5 €) alabilirsiniz. Bindiğiniz tren şehrin merkezi olan Amsterdam Central Station‘a gidiyor.

Amsterdam’da kalacak yer

Amsterdam konaklama yerinizi doğru ayarladığınızda hiç toplu taşıma kullanmadan yada çok çok az kullanarak gezebileceğiniz bir şehir. Biz yine Airbnb sayfasından, bu sefer ev değil, tam şehrin tarihi merkezinde, şehrin sembolü kanallar ile çevrili, Anne Frank Müzesi yanında tertemiz bir oda ayarladık. Banyo & tuvalet içerisinde özel olan oda için 2 gece 2 kişi 260 € ödedik. Kaldığımız evin yakınlardaki bir kilisenin çan kulesi ve sokak manzaralı çok güzel bir terası vardı. Bu da ayrı bir keyif kattı konaklamamıza.

Amsterdam genel olarak çok güzel ve Avrupa’nın pekçok şehrine kıyasla güvenli bir şehir. Bununla birlikte otel veya ev için benim size önerebileceğim bölgeler; bizim de kaldığımız Grachtengordel-West, Jordaan, Oud-Zuid ve Oud-West.

Biz akşam saatlerinde gittiğimiz için önemli bir kısmı yolda geçen ilk günü saymıyorum ve bulutlu bir Hollanda sabahı ile gezimize başlıyoruz.

Söylediğim gibi, Amsterdam yürüyerek gezebileceğiniz ve bundan inanılmaz keyif alacağınız bir şehir. O nedenle mutlaka rahat ayakkabılar giymenizi öneriyorum. Hatta ücretsiz yürüyüş turlarına da katılabilirsiniz. Buraya bir link bırakıyorum.

Evden ayrılıp ilk durağımız olan Pancakes Amsterdam‘a yöneliyoruz. Açıkçası evi ayarlarken buraya göre ayarlamadık ama zaten şehrin pekçok yerinde olan bu nefis mekan yürüyerek sadece birkaç dk uzağımızda. İnanılmaz lezzetli inanılmaz güzel bir menüleri var. Şimdi kulağa tuhaf gelse de bacon & limon, bacon & elma gibi Hollanda krepleri yanısıra bizim daha alışık olduğumuz çeşitlerde mevcut. Emrah kaldığımız süre boyunca limitlerini zorlarken, ben klasik tatlardan öteye geçemedim 🙂

Başlarken, ilk olarak iAmsterdam Karttan bahsetmek istiyorum. Kalış sürenize bağlı olarak 24, 48, 72, 96 veya 120 saatlik kart satın alabilir böylece şehir içindeki mavi logolu tüm toplu taşıma araçlarına ve müzelere sınırsız erişim sağlayabilirsiniz. Biz 24 saatlik kart (60 €) aldık ama sonrasında ‘neden 48 saatlik almadık‘ diye de hayıflandık. Amsterdam‘a gitmeden online olarak kartınızı alabilirsiniz.

 

Damrak

Sokaklarda, kanal etrafında gördüğümüz her ayrıntıya ayrı ayrı mest olarak Damrak‘a doğru yürüyoruz. Yaklaşık 15-20 dk sonra şehrin mutlaka görülmesi gerekli o güzel evlerinin karşısındayız. Bu evlere Dans Eden Evler veya Kurabiye Evler diyenler olmakla birlikte, Amsterdam için ikonik hale gelmiş güzellikteler. 

Oude Kerk

Sıradaki yapı, bulunduğumuz noktanın sadece birkaç dk uzağındaki, Amsterdam‘ın en eski binası olan Oude Kerk. Oude Hollandaca eski anlamına geliyor yani kelime anlamı Eski Kilise. Biz Amsterdam Kart ile ücretsiz gezik ama kartınız yoksa giriş ücreti 12 €. Buram buram eski kokan, tavanı ahşap ağırlıkta olup, hoşgörü sanatını, merak uyandıran sembolleri içeren yapı ayrıca bazı isimlerin de mezar yeri olarak da biliniyor.

Ünlü Hollandalı ressam Rembrandt van Rijn‘in eşi Saskia da bunlardan biri. Çatısına çıktığınızda şehrin güzel manzarasını görme fırsatı yakalayacağınız,  Red Light Bölgesi‘ndeki bu kiliseyi görmeden ayrılmayın derim. Red Light demişken oraya da geleceğiz merak etmeyin.

Dam Square

Ben günün her saati -aç olmasam bile- patates kızartması yiyebilirim. Dolayısıyla cennete düştüm diyebilirim. Amsterdam‘ın en iyilerinden olan Manneken Pis‘ten aldığımız patateslerimiz elimizde kanal kenarından yürümeye devam ediyor ve 10 dk içerisinde kendimizi Dam Meydanı‘nda buluyoruz. 3 gün boyunca çok fazla patates kızartması yedim ve bence Manneken Pis en lezzetli olanlardan biri.

Dam Meydanı, Kraliyet Sarayı, Nieuwe Kerk (Yeni Kilise), Ulusal Anıt ve Madame Toussaud Müzesi’ne ev sahipliği yapmakta olup aslında şehrin kalbi konumunda. Alışveriş için seçebileceğiniz Kalverstraat ve Nieuwendijk Caddelerini birbirine bağlamakta ve her zaman kalabalık. Sokak sanatçıları ve çeşitli etkinlikleri izleyebileceğiz keyifli bir meydan. 

Begijinhof

Meydanın kalabalıklığından uzaklaşıyor, listemizde olan çok güzel bir alana geliyoruz.  Begijinhof Bahçesi muhteşem güzellikte evler ile çevrelenmiş bir ibadet alanı. Sessizlik ve huzur hakim…

Rijksmuseum ve Van Gogh Müzeleri

Biz Amsterdam’da üç müze gezdik. Önerim, yanyana konumda olan Rijksmuseum, Van Gogh Müzelerini es geçmeyin. Biz bir de, evimize de yakın olan Anne Frank Evi‘ni ekledik. Her 3’üne de iAmsterdam Kartınız ile giriş yapabiliyorsunuz. Biz ne yazık ki 1 günlük kart aldığımız ve Anne Frank Evi‘ni ilk gün gezemediğimiz için ayrıca bilet almak durumunda kaldık. iAmsterdam Kartınız yoksa, 2020 giriş ücretleri 19 € olan Rijksmuseum, Van Gogh Müzeleri için, aşağıdaki bağlantıları tıklayarak gitmeden birkaç hafta önce rezervasyon oluşturabilirsiniz.

Begijinhof‘dan yaklaşık 30 dk yürüyüşle müzeler bölgesine ulaşabiliyorsunuz. Van Gogh benim çok sevdiğim bir ressam ve eserlerine böyle yakından bakabilmek büyüleyiciydi. Ayrıca müzede sadece Van Gogh’un değil dönemlerinin ünlü ressamları Monet, Manet gibi sanatçılarında eserleri bulunmakta.

Rijksmuseum‘da ise Rembrandt ve bazı diğer ünlü Hollandalı sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. En çarpıcı eserlerden biri Rembrandt Kolleksiyonu’nda olan “The Night Watch”. Müzeleri gezmek için en az 1.5 – 2’şer saat ayıracak şekilde planlamanızı yapın.

Van Gogh

Rijksmuseum

Müzeler sonrası güzel bir yemek, kahve, bira ve elbette harika Hollanda tatlıları ile ilk günümüzü tamamlıyoruz. Yemek – İçmek için ayrı bir yazı hazırlığındayım 🙂

Amsterdam’a Gelirken Mutlaka Yanınıza Alın

  • Bir şemsiye. Hollanda, yağmur ve öngörülemeyen hava koşulları ile ünlüdür.
  • Bir sırt çantası. Bisiklet kiralayacak olursanız da rahat edersiniz.
  • Rahat ayakkabılar çünkü çok yürüyüş yapacaksınız.

YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin