3 günlük bir İzmir seyahati fırsatı kapımızı çalınca Yunanistan Konsolosluğu önünde bulduk kendimizi. Ne zamandır aklımızdaydı Sakız Adası (Chios) ve şimdi tam zamanıydı.
İzmir’de 1 gece Alaçatı’nın en güzel otellerinden biri olan Gobene Konuk Evi’nde kaldık. Herşey o kadar güzeldi ki “ya bu Sakız Adası gereksiz mi oldu, burada mı geçirseydik bütün tatili” demeden edemedik.


Güne havuz kenarında tam yerinde bir kahvaltıyla başlarken tepemizdeki kara bulutlar canımızı sıkmaya yetmiyor. 9.30’da feribotumuz kalkacak ama saat 9 olmuş hala kendimizi kaldıramıyoruz masadan. Siz kesinlikle böyle yapmayın, neden mi? Çünkü Çeşme Limanı’nda doğru düzgün bir araç park yeri yok. Emrah bizi 9.20 de Liman’ın önünde indirdi biz biletlerimizi aldık ama Emrah ortada yok çünkü park yeri yok. Oradaki görevliler “hanımefendi artık acele etmeyin çünkü yetişmeniz mümkün değil” diye söylenirken ilerde koşan bir adam görüyorum 🙂 O pasaporttan nasıl geçtik, feribota nasıl bindik izleyenler epey eğlenmiştir ve tabi böyle acele ederken de bebek arabamızı yanımıza almayı unuttuk.

Çeşme’den Sakız Adası’na giden 3 firma var, Ertürk Lines, Ege Birlik ve Sun Rise. Aslına bakarsanız 3’ü de yakın saatlerde kalkıyor, yine 3 aşağı 5 yukarı aynı saatlerde Chios Limanı’nda oluyor. Yolculuk yaklaşık 35-40 dk sürüyor ve gidiş dönüş bilet fiyatı gidiş dönüş ortalama 25 euro. Ergün’ün çok övülen ve diğerlerinden 5 euro pahalı olan High Speed’i bizimki Sun Rise feribotundan sonra kalktı ama bizi geçip gitti. Dert değil çünkü Liman’a indiğimizde Ergün’ün yolcuları da hala sıradaydı. 
 
Liman’a yaklaşırken karşımızda küçük bir bir Ege Kasabası. Chios Merkezi’ni neden bilmem daha çirkin hayal etmiştim ama aksine çok hoşuma gidiyor böyle bakınca. Kocaman kocaman binaları olmayan, sakin görünen, mütavazi bir kent havası.
 
Sakız Adası’nda zamanımız az olduğu için, bir de araba bulmakla uğraşmayalım demiş arabamızı gitmeden ayırtmıştık ve yine nedense bir bloggerın tavsiye ettiği firma ile anlaşmıştık ama siz öyle yapmayın zaten Liman’da iner inmez bir dolu araba kiralama firması var ve arabaları bize verilenin aksine yepyeni. Arabamız çıkışta bizi bekliyor ama tabi Liman’dan çıkabilirsek. Aman Tanrım o ne sıra, o ne kalabalık. 18 aylık bir minnoşu öyle bir sırada tutamazsınız tabi ki… Biz kızımla elele denize bakarken bir bayan polis geldi bizi aldı ve hooopppp en öne geçirdi. Bebekle beklemeniz zor olacak dedi. Süper değil mi? Sanırım böylece bize 1-1.5 saat kazandırmış oldu.
 

Arabamızı alıyor bir elimizdeki haritaya, bir havaya bakıyoruz. Yağmur yağarken Ada gözlerini ovuşturuyor. Daha biz o ünlü yel değirmenlerine gelmeden Adoş uyudu. Burası bizim için Chios’un Merkezinde görmeden dönme listesinde, Reçelci Rena ile olan tek yer. Gerçekten sanki denizin içinde gibi olan çok güzel 4 değirmen. Karşınıza Limanı alın sağa doğru gittiğinizde ulaşıyorsunuz buraya. Yağmur hızla yağıyor, Ada arabada uyuyor birkaç fotoğraf çekelim yolumuza devam edelim diyoruz. 

Rotamız şöyle; Nea Moni, Armolia, Pirgi, Olimpi, Mesta, Mavra Volia ve Agia Dynami.
 
Nea Moni Manastırı
 
Sadece Sakız Adası’nın en eski Manastırı değil aynı zamanda Yunanistan’ın da en eski Manastırlarından biri. Nea Moni, 1042-1056 yılları arasında inşa edilmiş ve Meryem Ana’ya ithaf edilmiş. Chios Merkezi’nin batısında kalan Manastır, UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası olarak ilan edilerek koruma altına alınmış.


Manastır oldukça geniş bir alana yayılmış olup ana mabet, iki küçük kilise, keşişlerin yemek yedikleri masa, keşişlerin inziva barınakları ve yer altı su depolarından oluşmakta. Manastırın kuzeybatı tarafında görkemli bir savunma kulesi bulunmakta.
 
Manastıra yapılan taşınmaz mal ve gelir bağışları ile Nea Moni, Ege’nin en zengin ve tanınmış manastırlarından biri halinde gelir. Ne yazık ki bu yükselme dönemi, 1822 yılında Osmanlıların adayı işgal ederek Manastırı yağmaladıkları tarihe kadar devam etmiş ve bu tarihten sonra ekonomik gerileme dönemi başlamış. Zaten Manastır’ın etrafı korsan saldırılarından korunmak için yüksek duvarlar ile çevrilmiş.
 
Manastırın merkezinde bulunan Mabet, sekiz köşeli sisteme göre yapılmış adalara özgü mimari bir tarza sahip olup bir kubbesi bulunmakta. Bu mimari tarza ait örnekler sadece Sakız Adası’nda ve Kıbrıs’taymış.
 
Manastır’ın içerisinde 1992 yılında ziyarete açılan bir de müze var. Manastıra giriş ücretsiz ancak bu müzeyi gezmek isterseniz 2 euro ödüyorsunuz. 
 
Ortalıkta kediler oldukça Ada’yı tutabilene de aşkolsun. Kedilerin sayesinde gezmediğimiz yeri kalmadı manastırın. Hatta arka tarafta gördüğümüz tavus kuşlarını elimizle besledik, Ada’nın çok hoşuna gitti. 
 
Artık çıkalım derken bir de Timios Stavros Mabedi’ne girelim diyoruz ve o da ne! Bir dolap dolusu kemik ve kuru kafa. Chios katliamı sırasında ölenlerden geriye kalan kemiklermiş bunlar ama neden gömülmemiş anlamadık. Merak edenler için bu Mabed Manastır girişinin hemen yanında.

Armolia
 
Armolia, aslında adanın güneyine geçmek isteyenler için bir kavşak noktası. Yani yolunuzun üzerinde diyebilirim. Chios Merkezi’ne 20 km uzaklıkta. Burada çok zaman geçirmedik ama seramikleri ile ünlü bir köy. Heryerde seramikçiler ve atolyeler var. Bana diğer köyler kadar ilgi çekici gelmedi. 
 
Pirgi
 
Ah Pirgi! Nasıl güzelsin. Biz Pirgi‘ye bayıldık. Yani nasıl anlatsam burada yaşanır diyor insan Mesta‘yı henüz görmediyse 🙂
 
Burada aç parantez yapıyorum; haritaya bakıp Sakız Adası çok büyük nasıl gezilir ne yapılır diye düşünmeyin her yer birbirine çok yakın. 10 km bilemedin 30 km. Tek sıkıntı yollar, genelde güzel olsa da bazı yerlerde çok dar ve virajlı o yüzden yorucu olabilir ama biz çok keyif aldık. Bir de araba kiralamadan gezilir mi diye sorunuz varsa yok gezilmez. Pirgi de Chios Merkezi’ne 25 km uzaklıkta.

Pirgi için ilk söyleyebileceğim tam anlamıyla bir görsel şölen. Geometrik desenlerin içinde kendinizi kaybetmeye hazır olun. Burası Chios rehberlerinde görülmesi gereken yerlerden biri ve belki de en turistik köyü. 

Bütün Sakız Adası turları mutlaka uğruyor hatta öyle ki tur otobüslerine denk gelirseniz kendinizi Türkiye’de sanabilirsiniz. Minicik köyün sokakları fotoğraf çeken türkler ile doluyor. 

Bu Ortaçağ köyünü bu kadar özel ve çekici kılan ise cephelerinin “ksista-xysta” adı verilen ve dünyada başka örneği olmayan geometrik motiflerle kazınmış olması. Bu gelenek hala devam ediyor ve yeni yapılan evler de aynı şekilde süsleniyor. Gerçekten çok güzel. Diğer Sakız Adası Köyleri gibi düşmanlardan korunmak için labirent şeklinde oluşturulduğu söylense de Mesta‘yı gördükten sonra ben buraya labirent gibi diyemem.
 
Sokaklarında dolaşın, bol bol fotoğraf çekin. Meydanda 13. yy dan kalma St. Apostles Kilisesi‘nin etrafında pek çok kafe var. Bunlardan birine oturup buz gibi Fresh Chios Beer ve yine Yunanistan’ın her yerinde olduğu gibi 8 kişiyi doyuracak 1 porsiyon patates keyfi yapın. Biz ayrıca burada köşede gözünüze çarpacak olan Gyrocu’dan yedik nefisti. 


Olimpi

 
Pirgi‘den sonraki durağımız Olimpi. Buralarda Yunanistan’dayım heryer beyaz mavi olacak diye düşünmeyin çünkü orta çağ köylerinde taş evler arasında geziyorsunuz. 

Belki gittiğimiz saatten belki diğer köyler kadar popüler olmamasından olacak bildiğiniz bomboştu. Sadece köy kahvesinde bir grup yaşlı amca oturmuş sohbet ediyorlardı.  Gerçekten labirent şeklinde olan köyün içine araçla giremiyorsunuz. Yollar sizi meydana çıkartıyor. Burada oturup birer Yunan Kahvesi içiyoruz. Aslında bildiğiniz Türk Kahvesi ama onlar böyle demiyor tabi ki.
 
Olimpi‘den sonraki durak Mesta. Burada şimdiye kadar kaldığımız en güzel otelde konaklayacağız. Mesta ve volkanik plaj Mavra Volia ile Chios’un en güzel plajı Agia Dynami ertesi güne kalıyor. Araya bir de Komi‘yi sıkıştıralım diyoruz.
 
Kısa Kısa Sakız Adası
  • Sakız Adası`nda heryer sakız ağacı. Neye benzediğini bilmiyorsanız işte size örnek. Yol kenarında aracınızı sağa çekip sakız ağaçlarının tadına bakmadan dönmeyin. Bu güzel ağaçlar Mayıs’tan Eylül’e kadar üç kez jiletliyor, yere akan sakız damlaları toplanıyormuş. Ben zaten bayılırım sakızlı herşeye burada mest oldum dememe gerek yok. Sakızlı şeker de Adoş’un favorisi oldu.
  • İnsanlar size Yasas/Yasu dediklerinde şaşırmayın öyle cevap verin. Selamlaşma bu şekilde.
  • Yeme-içme Yunanistan’ın genelinde olduğu gibi ucuz, porsiyonlar büyük. 
  • Biz ilk gün kiraladığımız araba dahil, konaklama ve feribot hariç 70 euro harcadık.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here