Bir kez gezmeye görmeye başladınız mı, kendinizi durduramazsınız… ‘Daha çok gezmeliyim’ sesleri yankılanır kalbinizde. Tam en yoğun döneminizde bir anda kendinizi uçak bileti bakarken bulursunuz. Artık o düğmeye basılmış, seyahat vakti gelmiş demektir.

İşte Brüj (Yazı içerisinde okunduğu şekli olan Brüj değil, Brugge olarak adı geçecek bu güzel şehrin) öyle bir anda geldi aklımıza. 

Biz 2 günlüğüne kaçtık, bunun sebebi de hem biletlerin bu şekilde daha ucuz olmasıydı hem de iş güç durumları. Peki ‘2 gün yeter mi?’ diye sorarsanız bence hiçbir yere yetmez. İnsan gittiği yerden dönmek istemiyor, bu çok net. Bir de mutlaka aklınızda bir yerler kalıyor mesela Brugge için “ahh o köşedeki çikolatacıdan bi çikolata daha alsaydım!” diyebilirsiniz. Ne var ki 2 gün değil 2 saat bile olsa bazen ara vermek güzeldir 🙂

Kısa Kısa Brugge ;
Brugge Belçika’nın bir şehri olduğu, Belçika da Schengen Bölgesi’nde olduğu için Schengen vizesi ile gidebilirsiniz. Para birimi : euro €


Brugge’e Nasıl Gidilir?

 
İstanbul‘dan Brugge‘e direk uçuş yok. Önce Belçika‘nın başkenti Brüksel’e uçuyorsunuz. Uçuş 3 saatten fazla sürmüşken içimiz kıpır kıpır. Şahsen ben bayılırım uçak yolculuklarına. Daha doğrusu otobüs dışındaki her yolculuk güzeldir benim için. İşte hiç bilmediğimiz dillerini anlamadığımız bir ülkedeyiz. Önümüzde az daha yol var diyor sağa sola bakınmadan hızlanıyoruz.
Brüksel şehir merkezini gezmek için uçaktan indiğinizde Brüksel Uluslararası Havaalanı‘nın alt katında bulunan tren istasyonundan Brüksel Merkez İstasyonu’na (Centraal Gar) giden trene binmelisiniz. Bu İstasyon gerçekten şehrin kalbinde diyebiliriz. Yok ben direk Brugge’e gideyim derseniz de Midi İstasyonu‘na gitmeli ve buradan aktarma yapmalısınız. Havaalanı’ndan sık sık tren kalkıyor ve yol yaklaşık 30 dk sürüyor. Biz 2.’yi yaptık çünkü dediğim gibi zaten zamanımız azdı ve hemen Brugge biletlerimizi alıp trenimizi beklemeye başladık. Bu arada Midi yani Gare du Midi” veya “Zuidstation” Brüksel’deki en işlek tren istasyonu ve Eurostar gibi uluslar arası trenlerin kalkış ve varış noktası olması nedeniyle oldukça yoğun. Brüksel’den Brugge’e yaklaşık 30 dk da bir tren var ve biletlerimiz gidiş dönüş ortalama 30 euro tuttu. 110 km lik yol ortalama 1,5 saat sürüyor ve oldukça keyifli geçiyor. 

Saat 16’ya gelirken Brugge sokaklarında ilk adımlarımızı atmaya başlamışız bile. UNESCO’nun dünya mirası listesinde yer alan Brugge için Belçika‘nın Venedik‘i falan deniyor ya bence çok ilgisi yok. Brugge masallardan fırlamış bir şehir. İlk izlenim net, bayıldık! Bu arada araya not, tren garından yürüyerek merkeze gidebilir yada toplu taşıma kullanabilirsiniz. Biz giderken toplu taşıma kullandık dönüşte otobüse bindik. Zaten burada metro falan yok. Şimdi gezmeye başlamadan önce istasyondaki hediyelik eşya dükkanlarından bir adet Brugge Yürüme Rotalı Harita alın. 5 euro ve hem hatıra olur sizin için hem de gerçekten işe yarıyor.

Brugge Gezilecek Görülecek Yerler

Bizim sırt çantalarımız olduğu için otelden önce biraz gezelim istedik. Brugge mini mini bir şehircik. Yürüyerek heryeri gezebilir, güzelim sokaklarında kendinizi kaybedebilirsiniz. 




Dediğim gibi bütün şehri gezin, zaten gezerken karşınıza çıkacak yerlerden ben kısa kısa bahsedeyim. Biz trenden inince önce şehrin kalbine yani Market Place Meydanı‘na gittik. 


Bu meydandaki rengarenk binalara baktıkça ‘Bunlardan birinde yaşasam ohh ne güzel olurdu‘ diye hayallere dalacağınızı garanti ediyorum ama üzgünüm Brugge sokaklarında gezerken, kanalların kenarındaki nefis evleri gördükçe bu hayaller peşinizi bırakmayacak. Meydan hem çok güzel hem de oturup keyif yapabileceğiniz çeşit çeşit Cafeler mevcut. Ünlü Belfort (Belfry) Çan Kulesi bu meydanda bulunuyor. 83 m uzunluktaki Belfry‘ye çıkıp şehrin enfes manzarasını izlemek için yapmanız gereken şey 10 euro vermek ve 366 basamağı çıkmak, asansör yok bilginize 🙂

Grote Markt‘da çok güzel ve yine gotik bir bina olan Historium bulunuyor. 1 saat süren tur ile filmler, sahneler, fotoğraflar sizi Brugge‘ün altın çağı olarak bilinen 15. yy a götürüyorlar. Giriş biletinin 12 euro olduğu etkinlik bize çok turistik geldi katılmadık ama ilginizi çekerse bilginiz olsun böyle de birşey var.

Bu sokakların mutlulukla bir ilgisi olmalı… Birer patates kızartması – bira keyfi yapıyor, kakao kokan sokaklarda elimizde çikolatalarımız otelimize dönüyor. O zaman burada bir aç parantez yapıyorum ve diyorum ki eğer bozamayacağınız bir rejim falan yapıyorsanız bu geziyi biraz erteleyebilirsiniz 🙂 Çünkü çeşit çeşit soslarla patates kızartması, hayalinizde canlandıramayacağınız kadar çok ve güzel çikolata sizi sizden alacak.

Madem çikolata dedik o zaman ertesi gün gezeceğimiz Çikolata Müzesi‘nden (Choco Story) de bahsedip ilk günü öyle tamamlayalım. Dedim ya sokakları kakao kokan bu küçük şehirde bol bol çikolata var. O yüzden burada bir Çikolata Müzesi olması bizi şaşırtmadı. Markt Meydanı’na yakın, yürüyerek haritanızı kullanarak gidebilirsiniz. Akşam 17’ye kadar açık olduğunu hatırlatayım. Giriş 8 euro. 


Winjnzakstraat, No: 2

 



Ertesi gün erkenden uyanıyor ve kahvaltı için dışarı çıkıyoruz. Kahvaltıdan kastım birer kahve ve nefis çikolatalı çörekler. Bunun için adresimiz ise bence şehrin en güzel cafelerinden biri olan Cafe Vero. Açıkçası ben burada çok fazla cafe vs önerisinde bulunmak istemiyorum çünkü bunu yapabilmem için en 10 cafede oturup kahve içmiş olmam gerekmez mi? Ki kaldı ki böyle güzel bir şehirde kötü kahve, yada çikolata servis edecek bir yer olacağını da düşünmüyorum o yüzden siz kalbinizin sesini dinleyin 🙂

Kahvaltı sonrası zaten Cafe Vero‘nun dibinde olan ve yukarıda bahsettiğim Çikolata Müzesi‘ni geziyoruz.

Brugge‘de kanallar ve tabiki kanalların üzerinde onlarca güzel köprü var. Bu kanallarda küçük teknelerle tur yapmayı sakın atlamayın. En güzeli de Venedik‘teki gibi kişi başı 40 euro değil 7 euro vermiş olmamız oldu. Brugge‘de yapmadan dönme listenizde en üst sıraya işte bu kanal turunu yazabilirsiniz. Biz çok keyif aldık.




Grote Markt ile aslında dip dibe 2. bir meydan olan Burg Meydanı’ndayız. Burası şehrin formal binalarının olduğu ana merkezi diyebiliriz. Belediye Binası, Nüfus Müdürlüğü falan bu meydanda bulunuyor. Güzel ama bir Grote Markt değil tabi ki. 


Bu meydanda dikkatinizi fazlasıyla gotik tarzdaki Kutsal Kan Bazilikası (Basilique du Saint-Sang) çekecek. Nufus Müdürlüğü’nün sağında kalıyor. Bayılırız böyle yapılara diyor ve içeri doğru yöneliyoruz. Merdivenlerden yukarı çıktığınızda elinde afilli bir cam fanus ile oturan bir din adamı göreceksiniz. Katolikler bu fanus içerisinde Hz. İsa’nın kanı olduğuna inanıyorlar ve bu fanusa dokunmak için kiliseye bağışta bulunuyorlar. Takdir edersiniz ki bize film seti gibi geldi 🙂

Bellfort‘tan Wollestraat‘ı takip ederek kanala çıkıp sağa dönüp Dijver sokağını doğruca gittiğinizde şehrin en eski kilisesi olan Meryem Kilisesi‘ne (Church of Our Lady) ulaşacaksınız. Kilise’nin en önemli özelliği ünlü ressam Michelangelo’nun İtalya dışında bulunan en önemli eserlerinden birisi olan “Meryem ve Çocuk” (Madonna and Child) eserinin burada olması. 

 

 
Kilise’den çıktıktan sonra görülmesi gereken yerler listemizde olup 800 yıllık bir geçmişe sahip olan St. John Hastanesi’ne (Sint-Janshospitaal) gidiyoruz. Burası Meryem Kilisesi’ne çok yakın. Kısa zaman öncesine kadar hastane olarak kullanılmış olan hastaneyi 8 € ödeyerek gezebilir, ortaçağa kısa bir yolculuk yapabilirsiniz. 
 

Hastaneyi de gezdikten sonra haritamıza bakıyor ve bir sonraki durağımız olan Minnewater‘a doğru yürümeye başlıyoruz. Kanalı takip ettiğinizde zaten buraya çıkıyorsunuz. Burası bir kanal gölü ve içerisindeki kuğular, doğası, mis gibi havası ile insanı büyülüyor. Görmenizde fayda var hem ruhunuz hem sağlığınız için 🙂 .

Brugge neredeyse hiç bozulmamış, turistik faaliyetlerden çok az etkilenmiş tam bir Ortaçağ kenti. Açıkçası Toskana’dan sonra beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu diyebilirim. Biz sonbaharda gittiğimiz için yağmura hazırlıklıydık ama şansımıza öyle birşey olmadı. Hatta hava çok da güzeldi ama siz yinede hazırlıklı olun yağmura ve tabi ki soğuğa.
 

Brugge’de Nerede Kalınır?

Brugge’de birçok güzel otel mevcut. Hatta biz seçerken epey zorlandık. Benim tavsiyem şehrin merkezinden çok uzaklaşmadan eski kentte kalmanız. Bu bölgede fiyatlar azcık daha yüksek olsa da bence değiyor. Biz eski şehrin ortasında Canalside House diye bir butik otelde kanal manzaralı bir odada kaldık ve çok çokkkk güzeldi. Rüya gibi bir manzaraya uyanmak kadar insanı mutlu eden ne olabilir. 2 gece için 300 euro gibi bir rakam ödedik 2 kişi.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1 COMMENT

  1. Doğal minerallerden oluşan, masif, gözeneksiz ve homojen bir rahatlık Corian ile evlerinizde… Geniş kullanım alanı ve dayanıklı yapısıyla uzun ömürlü ve şık mutfak tezgahlarınız, deneyimli tasarım ekibimizin ellerinden çıkarak istediğiniz yere uygulanıyor, konforunuz sağlanıyor.
    http://www.fourel.com.tr/corian-tezgah/
    #fourel #coriantezgah #akriliktezgah

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here