Floransa’dan zor da olsa çıktık, girilmez sokaklar, ters yönler, çıkmaz yollar derken şehirler arası yola çıkınca bir oh dedik! Aslında amacımız San Gimignano’ydu ama yol güzel ve saat de erken olunca bir de Siena’ya uğrayalım dedik. Siena yazısı için burayı tıklayabilirsiniz.

Toskana gerçekten rüya gibi bir bölge, renkler, tepelerin üstüne kurulmuş küçük yerleşimler, şatolar. Toskanasız bir İtalya turu eksik kalır. Daha önce Ayşenur ile birlikte 2009 yılında geldiğimde de çok sevmiştim şimdi daha da çok sevdim.

Günün son durağı olan San Gimignano’dayız. Kendimi bir ortaçağ film setinde gibi hissediyorum, öyle değilse de rüyadayım. Etrafı üzüm bağları ile çevrili bu küçük Toskana kasabası sizi alıyor bambaşka bir zamana götürüyor. Modena Piskoposu olan Saint Geminianus’dan aldığı adı, yazılı dökümanlarda ilk kez 929 yılında Volterra Piskoposuna yapılan bir arazi bağışı dökümanında geçmiş ve sanki zaman durmuş kalmış yüzlerce yıl önce. Daracık taş sokaklarda yürürken birbirinden muhteşem kuleler ile ortaçağ mimarisinin en güzel örnekleriyle karşılaşıyoruz ve Piazza della Cisterna’ya ulaşıyoruz. Kasabanın tam adı “San Gimignano delle Belle Torri” yani “Güzel Kulelerin San Gimignano’su”. 54 mt yükseklikte Torre Grossa’ya çıkabilir enfes Toscana manzarasını izleyebilirsiniz, kule 1 Mart-31 Ekim arası 09.30-19.00 saatleri arasında açık.

Eşyalarımız arabada yanımızda sadece o gün için gerekli olan eşyalar olduğu için rahat rahat dolaştık sokaklarda. Bir yandan hayran hayran etrafı izledik bir yandan da gözümüze çarpan otellere girip oda bakarak fiyat sorduk. Kaldığımız otelden aşağıda bahsettim. 

Güneş batarken Piazza della Cisterna’da bulunan Bar la Cisterna’da birer Chianti içerek güzeller güzeli meydanı izliyoruz. Sevgilim ile muazzam bir akşamüzeri…

Hava kararmaya başladığında sokaklardaki lambalar da yanmaya başladı. Loş, sarı sokaklar, büyülenmemek elde değil. Sanırım burada ortaçağda vampirler yaşıyormuş. Birazdan sokaklardaki herkes evlerine çekilecek, meydan yine onlara kalacak. Gerçekten de tur otobüsleri de gidince sokaklar o kadar sessiz sakin ki insan bir tedirgin olmuyor değil.
Muhteşem kahvaltı sonrası yine meydandayız ve o da ne semt pazarı kurulmuş heryer cıvıl cıvıl. 
İtalya’nın heryerinde mümkünse dondurma yiyin, bu işi gerçekten iyi yapıyorlar ama San Gimignano’da kesin yiyin! Sıra gözünüzü korkutmasın ve meydandaki  Gelateria di Piazza’dan alın dondurmalarınızı. Şef Dondoli Sergio’nun hazırladığı dondurmalar sayesinde burası Dünya’nın en iyi dondurmacısı seçilmiş. 
Sonra Piazza della Cisterna’nın ortasındaki taş su kuyusunun merdivenlerine oturun, etrafınızı seyredin… ‘Cisterna’ İtalyancada sarnıç demek. Meydan da adını 1273 yılında yapılan bu kuyudan alıyor.
Ortaçağ işkence aletlerinin sergilendiği bir müzenin, önünden geçtik (Museo della Tortura e di Criminologia Medievale). Girip girmemekte kararsız kaldık ama zamanımız az olduğu için giremedik. San Gimignano’da çok sayıda müze var. Genelde hafta içi 17.00’de haftasonları ise 19.00 civarı kapanıyorlar.
Kente giriş yaptığınız kapının sokağında buraya özgü şarap, makarna ve Toskana işlemeli vs. çeşitli hediyelik eşyalar satılıyor. Biz nedendir bilmem nasıl taşıyacağımızı düşünmeden birsürü makarna aldık. 
San Gimignano’dan çıkıyoruz. Bugün Toskana’ya doyacağız ve günün sonunda merakla görmeyi beklediğimiz Cinque Terre’de olacağız.

San Gimignano’da Konaklama

Bir birçok otel baktık ve Piazza della Cisterna’da bulunan Leon Bianco‘da kalmaya karar verdik. Kişi başı 50 euro otelde hem kaldığımız odanın manzarası muhteşemdi hem de kahvaltısına bayıldık. Kesinlikle tavsiye ederim.
 

YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin