Cinque Terre İtalya seyahati planlayanların standart tur durakları olan Roma, Floransa ve Venedik yanında mutlaka listelerine eklemeleri gereken bir bölge. Bizim rotamıza göre şu anda Lucca ve Pisa’yı yazıyor olmalıydım ama Cinque Terre, Portofino ve güzel Rapollo için daha fazla bekleyemeyeceğim, yani o kadar güzel!

Lucca‘dan çıktıktan yaklaşık 2 saat sonra La Spezia‘dayız… Tam anlamıyla bir liman şehri. Hava kararmış ve biz çok yorgunuz. İçimizden geçen aslında bir şehir turu yapmak ama Cinque Terre‘ye bu kadar yakın olmak içimizi kıpır kıpır yapıyor, o rengarenk evleri güzel denizi görmek için sabırsızlanıyoruz.
 
Cinque Terre italyanca 5 tepe demek. 5 minik yerleşim yeri Liguria kıyısında sıralanmış. Kuzeyden güneye sırayla Monterosso al Mare, Vernazza, Corniglia, Manarola ve Riomaggiore. Biz La Spezia‘dan yani güneyden geldiğimiz için ters sıralamayla gezdik. Burası aynı zamanda Milli Park içerisinde yer alıyor ve neredeyse hiç bozulmamış.. Cinque Terre‘nin internet adresinde bölge ile ilgili detaylı bilgi bulabilirsiniz.
 
Riomaggiore
 

İşte Riomaggiore. Arabamızı yukarı park yerine bırakıp başlıyoruz aşağı doğru yürümeye. İtalya’nın genelinde kurulan düzen burada da geçerli, arabanızı aklınıza esen heryere koyamıyorsunuz. Amacımız geceyi burada geçirmek. Saat 21 civarı ve biz gerçekten çok eminiz mükemmel bir otel pansiyon vs. bulacağımıza. Bütün Akdeniz ve Ege’yi otel ayarlamadan gezmiş ve hep 12’den vurmuş olduğumuz için aklımıza bile gelmiyor başka ihtimal.

Çok güzel. Fotoğraflardaki kadar hatta daha da çok güzel! Nasıl hiç bozulmadan kalmış buralar böyle, imrenerek gezmeye devam. 

Sarp kayalıkların üzerine kurulmuş rengarenk evler sokak lambalarının loş ışığında masal gibi. Herşey çok güzel ve biliyoruz ki sabah olduğunda daha da güzel olacak.

Hava kapalı, yağmurlu. Tek dileğimiz sabah güneşli bir gökyüzüne uyanmak. Evet artık uyumalıyız ama gelin görün ki otel bulamıyoruz. Yer olmamasından ziyade bayağı bayağı kötü odalar görüyoruz. Daha da kötüsü sorduğumuz herkes bu saatte araçla diğer kasabalara geçmemizin mümkün olmadığını çünkü yolun tadilatta olduğunu söylüyorlar. Neyse, sabaha kalmış şurada 3-5 saat diyor arabamıza binip Riomaggiore‘ye inmeden tepede gördüğümüz motel kılıklı yere gidiyoruz.  İlk bakışta oda güzel. Kocaman pencereleri açınca deniz karşımızda, yani o kadar karanlık ki en azından karşımızda olmalı. Eşyalarımızı arabadan alıp tekrar döndüğümüzde ise odaya ulaşmak için indiğimiz 35,000 basamak ve odanın içindeki rutubet bizi rahatsız etti. Neyse ki o kadar yorgunuz ki pıt diye uyuyabildik. 

 
Uyandığımızda karşımızdaki deniz manzarasına rağmen oda hala kötüydü ve kahvaltı bile yapmadan çıktık. Yani siz bizim gibi yapmayın otelinizi son dk ya bırakmayın. 
 
Manarola 
 

Sabah güneşi ışıl ışıl içimizi ısıtırken, rengarenk evleri, muhteşem güzellikte doğası, üzüm bağları, masmavi denizi ile Cinque Terre bizi büyülüyor.

 

Riomaggiore‘de konuştuğumuz otopark görevlisi ‘bölgeyi gezmenin en mantıklı yolu arabanızı Manarola‘ya park etmek ve oradan trenle diğerlerini gezmek’ diyor.. Bunun sebebi en ucuz otoparkın Manarola‘da olması.. Arabanız yoksa daha da güzel 🙂 Yürüyüş yolunda manzaranın ve bağların tadını çıkarabilir, yorulduğunuz zaman da trene binersiniz.. Yaklaşık 30 dk da bir tren var.. Bilet 2 euro civarı.. Günlük Cinque Terre Kartı almak daha mantıklı çünkü yürüyüş parkurları da ücretli. Bu kart ile gün boyu hem parkurların tadını çıkarabilir hem de trene binebilirsiniz.


Bana kalırsa en güzeli Riomaggiore‘den Manarola‘ya Via Dell’Amore’u yani “Aşk Yolunu” yürüyerek en azından yürüyüşün tadını çıkarmak çünkü en kolay ve kısa parkur burası… Trenle yaklaşık 3 dk süren yol yürüyerek 20-25 dk 🙂 
 

Manarola bana göre Riomaggiore‘den daha güzel, daha sevimli… Yine rengarenk evlerin arasından, minik kayıkların park ettiği daracık sokaklardan denize doğru yürüyoruz.. Güneş bir açıyor bir kapatıyor.. İlk dikkatimizi çeken şey burada daha çok otel bulunması.. Manarola‘nın plajı yok, kayalıklardan insanlar denize giriyor… Turkuaz deniz bizi çağırıyor ama önce yemek yemeliyiz.. 

Kıyıya hemen yakın pizzacıya girdiğimizde ne kadar acıktığımızı bir kez daha anlıyoruz çünkü gerçekten foccacialar pizzalar başımızı döndürüyor… 

Sonunda aylardır merak ettiğimiz yerdeyiz, bir tarafımız sarı, turuncu, kiremit renginde evler bir tarafımız deniz… Nefis foccacialarımız, deniz şahane, ohhh mis daha ne isteriz.. Aslında sanırım dahası burada yaşamak istiyoruz 🙂

 

Bu arada ‘kayıklar bu kayalıklardan denize nasıl iniyor ki acaba?’ derken farkediyorum ki asansör yapmışlar, metrelerce yukardan halatlar yardımıyla iniyor kayıklar, tekneler 🙂
 

Çok ama çok güzel…
Corniglia

Manarola‘nın tadını doyasıya çıkarıp biniyoruz trene… Sonraki durak Corniglia… Trenle ulaşım o kadar kolay ki.. Dağın içinden, yamaçlardan gidiyor ve inmenizle binmeniz bir oluyor..

 

Corniglia büyüleyici… Dik bir tepeye kurulmuş… Tren istasyonunda inince yaklaşık 400 basamakla yukarı çıkıyorsunuz.. Hiç zorlanmadık hatta manzara öyle güzeldi ki çok da keyifliydi. Arkamızda Manarola, üzüm bağları, deniz…. Ben bu basamakları çıkmak istemiyorum derseniz istasyondan merkeze shuttle var… 

 

Aynı şekilde minnok güzel evler, güzel sokaklar bizi bizden alıyor… Daha küçük ama sanırım en sevimlisi, en huzurlusu Corniglia.. Yamaçtaki bir tarafı sokağa bir tarafı tamamen denize bakan evlerin manzarası eminim nefes kesicidir. Evet kesinlikle burada yaşayabiliriz… 
Yaklaşan basilico festivali nedeniyle heryerde fesleğen var… Dükkanların önü, cafeler fesleğenler ile bezenmiş… Dükkanlarda mis kokulu limon sabunları, çeşit çeşit makarnalar ve makarna sosları satılıyor… Almadan dönmeyin 🙂  
İstasyona dönerken bir çiçekçi arabasında fesleğen satılıyordu ki bildiğiniz dikmelik. Biz onlardan aldık, 6 minicik fide. Tatil boyunca heryere elimde özenle taşıdım. 
 

Şimdi mutfak penceremizin önünde kocaman oldular 🙂 İşte buna mutluluk diyoruz…

Vernazza 
Sonraki durak VernazzaVernazza‘da istasyondan çıkınca merdiven çıkmanıza gerek olmaması güzel 🙂 Hemen merkezinde istasyon.. Yeri gelmişken söylemekte fayda var, buraları arabayla gezmek istediğinizde merkeze kadar arabayla gelemiyorsunuz. Otoparklar bayağı dışarıda dolayısıyla arabanızı park edip yürümeniz gerekiyor…  Dahası turistler için otopark ayrı yerel halk için ayrı, onların ki tabi ki merkeze daha yakın..
Burası biraz daha hareketli… Kıyıda sıra sıra balık restaurantları… Oturun birşeyler yiyin, şarabınızı için etrafı izleyin… Sonra ne kadar şanslı olduğunuzu düşünün 🙂
Saat öğleyi çoktan geçti, gökyüzü pırıl pırıl… Deniz şahane.. Bir sonraki yerleşim yeri Monte Rosso Al Mare, denizi ve kumsalı ile ünlü… Dolayısıyla hava böyle güzel olursa tadına doyulmaz bir öğleden sonra bizi bekliyor…
Rengarenk kayıklar, evler ‘burası bir film seti olmalı’ dedirtiyor… 

Vernazza‘da eski bir kale var. Kaleye 15,000 merdivenle ara, daracık sokaklardan çıkıyorsunuz… İnanın o manzarayı görmeye değer 🙂

 

Tren beklerken birer bira içiyoruz ve evet deniz kum güneş biz geliyoruz 🙂
Monte Rosso Al Mare

İlk bakışta “Aa Palamutbükü‘ne ne kadar benziyor” dedik… Deniz pırıl pırıl, kumsal kalabalık… Gelin görün ki denizde tek tük yüzen var… Evet hayallerimizin son noktası denizin bıcır bıcır deniz anası kaynıyor olması oldu 🙂

 

Olsun… Öyle güzel ki buralar.. 
 
Geceyi Portofino‘da geçireceğiz.. Bu sefer şansa bırakmak istemediğimiz için trivago.com.tr‘den otelimizi ayarlıyoruz… İşte huzur bu… Karşımızda masmavi deniz, serin serin şaraplarımızı yudumlarken akşam Portofino‘da olacağımızı bilmek.. Hele ki sokak sokak otel aramayacak olmak şahane… Bu arada adı geçmişken trivago.com.tr bütçenize uygun oteli hızlı bir şekilde bulmanızı sağlayan çok kullanışlı bir web sayfası… Hele ki zamanımız bu kadar darken süper oldu bizim için 🙂
 
Cinque Terre‘yi hiç bırakasımız gelmese de akşama doğru Portofino‘ya doğru yola çıkıyoruz…  



 

 

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here