ADRİYATİK’İN KRALİÇESİ… VENEDIK..

0
107
Venedik’e her geliş ayrı bir heyecan…

Trenle Milano’dan yaklaşık 3-4 saat sürüyor. Bazen aradaki istasyonlarda çok fazla bekliyor bazen ise beklemiyor ulaşım daha hızlı oluyor. Aradaki istasyonlardan en önemlisi Verona. Hani meşhur Romeo ve Juliet’in yaşadığı şehir… Onu da bir başka yazımda anlatacağım… Stazione Venezia Santa Lucia” Venedik tren garı… Garın merdivenlerinden iner inmez sizi Büyük Kanal’dan (Canal Grande) San Marco meydanına (Piazza San Marco) götürecek vaporettolar hazır bekliyor. Burada farklı seçenekler var. Mesela 60 dk sınırsız vaporetto kullanmak kişi başı 6,5 euro, 72 saat 31 euro vb. Bu biletlerin bazıları ile çevredeki adalara da gidebiliyorsunuz (Burano, Murano vb.). Murano, Burano‘ya göre Venedik’e daha yakın ve daha büyük olan ada. Burano dantelleri çok meşhur. Gerçekten de çok güzeller… Denilir ki buradaki bayanlar balık ağı örerken yeni bir yöntem geliştirmişler… Murano ise camlarıyla ünlü.. Rengarenk cam eşyalar vitrinleri süslüyor.. Murano camlarını bu kadar ünlü yapan kullanılan kumun bilişimi ve yüksek sodyum içerikli yosunlarmış. Gitmişken Cam Sanatı Müzesi’ni (Museo d’Arte Vetrario) gezebilir bu konuda daha detaylı bilgi edinebilirsiniz.

Ulaşıma dönelim… Daha uzun süre konaklayacaklar için (3-7 gün arasında) alternatif olabilecek Venedik kartı var. Bu kart ile ulaşımın yanısıra müzelerden falan indirimli ya da ücretsiz yararlanabiliyorsunuz. Kartın diğer özelliği ise WC lerden de bu süre boyunca ücretsiz yararlanabiliyor olmanız 🙂 Venedik kartının fiyatı da süreye ve yaşınıza göre 30-60 euro arasında değişmekte.


Büyük Kanal ters bir “S” şeklinde, genişliği 20-70 mt derinliği de yaklaşık 5-7 mt arasında değişiyor.. 

Vaporetto ile tur havasında yolculuk harika çünkü sadece kanal üzerinden görebileceğiniz pek çok yapı var ama mutlaka bir harita alın ve dönüş yolunu yürüyerek yapın.



 


 



Zaten şehir minicik ve haritanız olmasa bile tabelalar o kadar düzenli ve kullanışlı ki yolunuzu kaybetmeniz çok zor… Bu kadar yön göstergesi olmasa kaybolmak işten bile değil tabi ki… Çünkü 120 ada 400’den fazla köprü ile birleştirilmiş. Küçük sokaklar, binalar, kanallar… Heryer birbirine benziyor 🙂 



Kanallarda süzülen gondallara bakarken insan buranın gerçek olmadığı hissine kapılıyor… Masalımsı bir güzelliğe sahip Venedik… 

Gondol trafiğini düzenlemek üzere tıpkı caddelerde olduğu gibi türlü trafik levhaları görebilirsiniz. Burada trafik yok, karmaşa yok… Evet Venedik caddelerine araç girişi yok. Ambulans teknesi hatta kargo teknesi bile gördük 🙂
 
Venedik’te heryerde irili ufaklı, sade, cafcaflı maske satılıyor. Maske kullanım nedenleri ile ilgili çeşitli rivayetler bulunmakta. Bunlardan en çok bilineni eğlencelerde sosyal sınıf ayrımını ortadan kaldırmak için takılması, diğeri ise Venedik’te iki farklı dönemde gerçekleşen korkunç veba salgını… İlki 1350 yılında gerçekleşmiş, ikincisi ise 1575’te… Ki 1575’te 50 bin kişinin öldüğü belirtiliyor. Hatta bu salgın öncesinde rengarenk olan Venedik gondolları veba salgınında ölenlerin cesetlerini taşımışlar ve yası anlatmak için siyaha boyanmışlar. İşte bu salgınlarda vebanın bulaşmasını engellemek yada kokudan korunmak için için takılmaya başlandığı söyleniyor. Şubat sonunda yapılan Venedik karnavalında yüzlerce insan ortalıkta maskelerle dolaşıyor. Düşünsenize kocaman bir film seti gibi 🙂 Kesinlikle gelmek lazım… Ben birkaç tane aldım hatıra olarak… Ne kadar tüylü ve şaşalı olursa fiyatı da o kadar artıyor. Ama orta karar güzel bir maskeyi 10-15 euroya alabilirsiniz. Mutlaka pazarlık yapın, bu bütün İtalya için geçerli!!


 



 


San Marco Meydanı Dünya’nın en güzel meydanı olmalı diye düşünüyorum. Güvercinlerle dolu… O kadar çok güvercin var ki ne yazık ki yanlışlıkla üstüne basılarak ölen bir tanesini de gördük 🙁  

Bir tarafta saat kulesi bir tarafta San Marco Bazilikası…. Venedik, 1453’te İstanbul’u Osmanlı kuşatmasından kurtarmak için asker göndermiş. O askerlerde elleri boş dönmemiş ne yazık ki!!!Bazilikanın üstündeki 4 altın at heykeli İstanbul’dan getirilmiş!!!Tabi ki altın olan orjinalleri değil görünenler. Orjinalleri Bazilika’nın galerisinde…



Bazilika’nın hemen karşısında çan kulesi var Campanile di San Marco…. Tam 99 metre!!8 euro çıkış ücreti. Mutlaka çıkmalısınız. Venedik ve etraftaki minik adaların manzarası muhteşem gerçekten. Biraz sıra bekleyebilirsiniz ama inanın değecektir. Çok yağış olduğunda sular yükseliyormuş ve San Marco meydanında gondollar geziyormuş. İnsanlar yürüyebilsin diye masalar yanyana diziliyormuş. İnanılmaz değil mi?


 
Çan kulesinden çıkıp yüzünüzü denize döndüğünüzde sol tarafınızda Düka Sarayı (Palazzo Ducale) yer alıyor. Bu saray bir güç ve şöhret sembolü olmakla birlikte hem Düka’nın ikamet yeri, hem de hükümetin bulunduğu yermiş. Buradan sola dönünce Venedik’in Rialto‘dan sonra en meşhur 2. köprüsü çıkıyor karşınıza… Ponte dei Sospiri…. Hasret Köprüsü… Dükalar Sarayı ile hapishane bağlantısını sağlayan 17. yüzyıldan kalan bu köprünün hikayesi oldukça hüzünlü… Düka Sarayı’nda hüküm giyen mahkumlar, cezalarını çekecekleri hapishaneye bu köprüden geçerlermiş. Orada durup Venedik’e, Adriyatik’e son kez bakmalarına izin verilirmiş… İnsan bu güzel şehre bakınca ve bir daha göremeyeceğini düşününce yaptığı herşeye pişman oluyordur kesin…


Venedik’in bu tarafında yol boyunca hediyelik eşyacılar görebilirsiniz. Genelde hepsinde aynı ürünler var. Anahtarlık, magnet gibi küçük parçalar 3-4 euro.  Yine burada gondol turları ayarlayabilirsiniz. Söylemeden edemeyeceğim gondolcular gerçekten fazla fazla yakışıklı. Olamaz böyle bir şey… Fulya ile ortak kararımız, özel seçilmişler!! Biz gondol turu sorduk önce 35 euro dediler kişi başı… “Hımm” dedik yürüdük.. Arkamızdan geldiler 30 euro olsun diye… İstemedik… Çocuk gitti tekrar koştu arkamızdan 25 euro diye… Sonunda 20’ye anlaştık ki çok iyi bir rakam… Gitmişken mutlaka yapın, o tadı alın… Eğer “ne gerek var!!” diyen bir sevgiliniz varsa da oracıkta terkedin… 🙂


Rialto köprüsü (Ponte di Rialto) Venedik’in en büyük köprüsü. Zaten şehir içinde nerdeyse bütün tabelalar Rialto köprüsünü gösteriyor. Dönüyor dolaşıyor ve kendinizi yine bu köprünün etrafında buluyorsunuz. Köprünün hemen yanında bir restaurant var. Biz yemeklerini çok sevdik ama WC’leri görünce inanılmaz pişman olduk. Bu kadar turistik bir şehrin böylesi populer bir bölgesine yakışmamış. 


Rialto köprüsü merdivenlerinden çıkıp arka tarafına geçtiğinizde taze meyvelerin satıldığı pazarımsı bir yer var. Elinize bir bardak meyve alıp gezintiyi daha keyifli bir hale getirebilirsiniz. Hatta maske ve hediyelik için de çok fazla alternatif bulunmakta yine aynı yerden alışveriş yapabilirsiniz. Kötü olan ise 18.30’da gittiğimizde yerinde yeller esiyor in cin top oynuyordu…  Biraz erken kapanıyor ne yazık ki..

Daha da şaşırtıcısı ise Venedik’ten Milano’ya son trenin 21.00’da olması… Yani bu demektir ki 21.30’da Santa Lucia‘ya gittiğinizde ortada kalırsınız ki biz Fulya ile kaldık 🙂

Nasıl yağmur yağıyordu ve nasıl güzel akşam olunca Venedik… Önce kalacak yer ayarladık. Gardan çıkıp hemen sola dönünce dar bir sokağa giriyorsunuz. Çeşitli oteller var. Güzel bir otel bulduk ama ne yazık ki adına hiç bakmadım kişi başı kahvaltı dahil 50 euro ödedik. Oldukça uygun…. Tabi ki öyle ışıl ışıl kanal manzaralı bir oda hayal etmeyin! 



Odaya şöyle bir bakıp, ayaklarımız sırılsıklam elimizde şemsiyemiz tekrar sokaklara atıyoruz kendimizi… San Marco‘da cafelerden gelen müzik sesi muhteşem… Işıklar harika… Yoruluyoruz ve birer kadeh şarap içip otele dönüyoruz… 


Bizimkisi biraz zorunluluk oldu ama şansınız varsa mutlaka akşam da görün Venedik’i… Buralara kadar gelmişken her anını yaşamak gerekiyormuş bunu anladık….




Venedik…. İnsanı sarıp sarmalayan, gondollar, maskeler, kanallar şehri… Sıfatını sonuna kadar hakeden bir şehir…. Adriyatik’in Kraliçesi… Buraya gerçekten bir gün ailemle ve bir gün çok seveceğim biriyle tekrar tekrar geleceğim…. O yüzden umarım asla korkulan olmaz, asla sular altında kalmaz bu büyüleyici şehir….

Balayında Venedik yazıma VENEDİK adresinden ulaşabilirsiniz tık tık!


LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here