Ankara’dan Susanoğlu’na giderken yolumuzun üzerinde olan tuz gölüne her zaman uğramak istemiştik. Tuz Gölü, Ankara’dan Aksaray’a doğru yaklaşık 100 km uzaklıkta olup, Türkiye’nin en büyük ve en sığ gölü. Tuz Gölü epey geniş olsa da yürüyüşe açık turistik kısmında yanyana 100’den fazla kişi ele ele verip uzunca bir yürüyüşe çıkabilir. Biz oraya vardığımızda uzaktan dağınık dikine çubuklar gibi duran yaklaşık 50 kişi vardı. Girişteki kozmetik ürün dükkanları çalışanları ellerimize, doğal mineraller içeriyor dedikleri bir karışım sürdüler daha sonra yumuşaklığı hissetmemiz için elimizi yıkattılar. Vazelinle yumuşatılmış ellerimiz ve doğallığı sorgular bakışlarımızla, ayaklar fora, yürüyüşe başladık. Üstüne bastığımız gölden ziyade yamuk yumuk fiberglas gibi bir zemin. Ara ara su çıksın diye kazılmış ufak çukurlar bulunuyor. Girişte elimize sürülen kremin testini hemen yaptık, bu çukurlarda bulunan tuz ve su karışımından süründük ve gördük ki aynı vazelin etkisi doğal olarak geliyormuş, resmen içine vazelini basmışlar diye adamcağızları boşa suçlamışız. Tuz gölünün rengi, denildiği gibi berrak beyaz değil, idrak edemeyeceğimiz minik ebatlarda algler nedeni ile kiremit kırmızı tozlar serpiştirilmiş gibi kırık beyaz.

Ülkenin tuz ihtiyacının %70’ini karşılayan ve UNESCO tarafından Dünya Geçici Miras Listesi’ne dahil edilen Tuz Gölü fotoğraf çekimleri için de harika. Zaten bu kadar çok insanı buraya çekmesinin sebebi de bu. Yer, gök ve ufuk birbirine karışıyor. Istenirse ürün reklamları için kullanılan beyaz fon odalarla aynı mantıkla, katalog çekim etkisi bile yaratılabiliyor.

Yeterince yürüdükten sonra ilerde yürüyenlerin ayaklarının altında yerin parlamaya başladığını görünce yavaş yavaş su birikintisine geldiğimizi anladık, ancak bu su tuz zeminden bir parmak bile yüksek olmadığından, en ufak rüzgarda bile titreşerek muhteşem bir görüntü yaratıyor. Suyun içinde yürümek ve peri kızı gibi parlak bir iz bırakmak inanılmaz keyifli. Uzun süre gözlüksüz beyaz fona bakmaktan bir süre sonra garip bir çalkantı oluşuyor ve insan boyut hissini ufak ufak kaybediyor. Gözlüksüz gitmemek iyi ama o noktaya gelince bir süreliğine gözlüğü çıkarmakta ve gerçek renkleri görmekte fayda var.

Ayrıca yürüyüş alanının yanlarında kil gibi yapışkan çamur tabakası bulunuyor, bunun üzerindeki kurumuş incecik tuz tabakasına basmak çok keyifli  ve garip bir duygu. Üst baş bembeyaz her taraf tuz olmuş şekilde geri döndük ve hemen alanın yanında bulunan temizlenme alanında normale dönüp yola devam ettik.

 

 

YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin