Teknelerin bulunduğu merkeze indiğimizde hemen karşı yamaçta bulunan Kaya Mezarları gözümüze çarptı… “Aa ne güzelmiş, daha yakından bakabilsek…” diyerek kıyıdaki yürüme yolu boyunca yürüdük ve kendimizi bir anda hoooppp karşı kıyıda bulduk.. 🙂

 

Kayıklar ile kişi başı 4 tl’ye karşı kıyıya geçebiliyorsunuz.. Buradaki en güzel olay ise bütün kayıkçıların bayan olması… 

Kayıkla geçtiğiniz yer Meriç Cafe… Dünya tatlısı Bedriye teyze’nin mekanı… Ondan bir nar suyu içmeden yolunuza devam etmeyin.. Hem nefis nar suyu ile ferahlamış olursunuz hem de bu sevimli yaşlı teyzenin gönlü olur… 🙂
Hiç aklımızda yokken, ne oldu ne bitti anlamadan bir de bakmışız ki Kaunos Antik Kenti’ne doğru yürümekteyiz… Bu yol hiç de öyle kısa değil, benden uyarması… 

 

Bastı bacak birbirinden tatlı, cins köpekler eşliğinde hoplaya zıplaya başlıyorsunuz, bütün enerjiniz tükendiğinde ise geri dönmek için artık çok geç 🙂 
Kentin en önemli yapıtlarından olan Kral Mezarları’nı hayranlıkla izleyerek yürünen yol yaklaşık 20-25 dk sürüyor. Ulaştığımızda gerçekten çok ama çok yorulmuştuk.. 

 

Bu söylemler hevesinizi kırmasın… İnanın değer…
Kaunos, ilk kez İngiliz Rd. Hoskyn tarafından keşfedilmiş… Hoskyn 1840 yılında yaptığı ziyaret sırasında üzerinde “Kaunos halkı ve meclisi” yazılı bir blok buluyor ve bu yörenin Kaunos Kenti olduğu sonucuna varılıyor.. Antik kentte ilk kazı çalışmaları 1966 yılında Prof. Dr. Baki ÖĞÜN önderliğindeki ekip tarafından yapılmış olup öğrencisi olan Prof. Dr. Cengiz IŞIK tarafından Başkent Üniversitesi’nin değerli katkılarıyla günümüzde devam ettirilmekte… Gerçekten ülkemizde az sayıda kazı uzmanı, yüzlerce kazı alanı var ve bir çoğuna henüz sıranın gelmediği belirtilmekte… Bu nedenle Başkent Üniversitesi’nin desteği inanılmaz ölçüde değerli ve önemli…
 

    

Antik çağda önemli bir liman olan şehir, Dalyan deltasının oluşmasıyla deniz kıyısından uzaklaşmış… Antik çağın önemli coğrafyacısı Strabon (Skylaks) “Kaunos kıyıdadır ve Calbis yanında akar” demiş... Calbis Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e bağlayan nehrin adı…
“… Harpagos, after subduing Ionia, made an expedition against the Carians, Caunians and Lycians…” (Herodotus 1, 171).  Bu cümle, Kaunos’un zamanında sadece bir kent değil pek çok şehir ve kasabayı içerisine alan, önemli bir bölge olduğunu açıklamakta… Caria ve Lycia gibi önemli, güçlü, geniş hakimiyet alanına sahip iki komşusunun yanında Kaunos’un da adı geçmekte..

Helenistik tarzda olan tiyatro 5000 kişi kapasiteli… Herbiri 33 basamaklı olan 9 segmente ayrılmış… Antik kentlerin nufusunu kabaca tahmin etmek için tiyatro kapasitesi kullanılmakta.. Kapasite*10 size yaklaşık olarak kentin nufusunu veriyor ki bu da Kaunos’da yaklaşık 50000 kişi yaşadığını göstermekte…
Her geçen gün Kaunos’ta çok daha çarpıcı yapılar gün yüzüne çıkarılmakta…

Örneğin son yıllarda kazıların üzerinde yoğunlaştığı Demeter Terası… Son yıllarda Bereket Tanrıçası Demeter adına her yıl sadece kadınlar tarafından kutlanan Thesmophoria (Bereket Bayramı) için Kaunoslular bu alanı uygun görmüşler…  Doğuda bilinen son örneği olması ve adakların çeşitliliği açısından büyük önem taşımakta… Kazı alanında yığınlar halinde domuz kemikleri çıkarılmış ve bu sayede tanrıça Demeter’in kutsal hayvanının kült sahasında da kurban edildiği ilk kez Kaunos’ta belgelenmiş olmuş… 

 

Dönüşte Bedriye teyze’nin nar sularından içerek biraz enerji topladık ve mavi yengeç avına çıktık 🙂 Aslında mavi yengeç en iyi tekne turlarında yenirmiş… Hatta hem mangalda yengeç yer hem de Caretta görür, beslermişsiniz.. Bizim böyle bir şansımız olmadığı için karadaki en iyi mavi yengeç mekanını arıyoruz… Medusa Restaurant çok başlarılıymış ancak ne yazık ki yengeçleri yoktu ve “Nerede yerseniz yiyin mutlaka yengeci canlı canlı görün… Dondurulmuş, nereden, ne zaman geldiği belli olmayan yengeç yiyipte zehirlenmeyin, tatiliniz zehir olmasın” diye uyardılar.. Neyse, biz sevimli  ve kalabalık görünen bir yerde yedik ve yengeçlerimiz dondurulmuştu… Açıkçası başka bir yerde daha yengeç yiyene kadar değerlendirme yapamayacağım ama bit kadar et için ceviz kıracağı ile o minnok kıskaçları çıtır çıtır kırmak bana çok acımasız geldi 🙂
Bu arada keyifli olmasının yanında yorucu bir yürüme yolu olduğundan bahsettim… Kaunos’a ulaştığımızda araçlar görmüş ‘bunlar nereden gelmiş ki’ diye düşünmüştük.. Kaunos dönüşü yemek falan derken saat geç olmuş ve çamur banyosunu da sonraya bırakmak zorunda kalmıştık.. Ertesi gün Gökova’da yaptığımız tekne turunun ardından çamur banyosu için Köyceğiz Gölü’nün kıyısındaki Sultaniye Kaplıcalarına geldik ve ne görelim Kaunos 10 km.. 🙂 Alında Kaunos için yürümesek ve hemen yola çıksaymışız hem çamur banyosunu hem de Kaunos gezisini birlikte halledebilir o kadar da çok yorulmazmışız 🙂

28.08.2013 Tarihli çok üzücü bir haber daha… Kral mezarları taşlarının erimesi önlenemiyor ve onarım dosyası rafa kalktı… devamı



YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin