Otelimizden sabah saatlerinde ayrılıp yola çıkıyoruz…

Ölüdeniz Akyaka arası yaklaşık 100 km… Göcek’e uğrayacak ardından Dalyan’a geçeceğiz… Herşey yolunda giderse bu gece Akyaka’da uyuyacağız… 

Önce uğramak istediğimiz bir yer var, Kayaköy..

Yaklaşık 10 km uzaklıkta ancak toz toprak içerisindeki yol pek iç açıcı değil.. Gitmeden önce hiçbir fikrimiz yoktu nasıl biryer olduğuna dair… Sadece mübadele zamanında boşaltıldığını biliyorduk… 

Yolun kenarında tek tük evler başladığında “hımmm burası mıymış!” diye burun kıvırdık… Bilemezdik o an biraz daha ilerlediğimizde şekillenen hayalet köy bizi derinden nasıl da etkileyecek…


Eski adı Levissi olan köye müze kart ile giriş yapabiliyorsunuz, girişte köyün haritasını almayı unutmayın.. Çok etileyici bir mimari hakim buraya… Açıkçası köy demek biraz yanıltıcı olabilir çünkü gerçekten çok büyük bir yerleşim yeri.. Hemen hemen 50 m2 olan, 2 katlı yaklaşık 400 hane bulunuyor ve hiçbiri diğerinin güneşini kapatmayacak şekilde yapılmış. Sanki hepsi bir örnek… 

Köyde ayrıca çok sayıda şapel, biri büyük olmak üzere 2 kilise, 2 okul binası gibi birçok önemli yapı bulunmakta.. 
 

Evlerin ahşaptan yapılmış olan kapı, pencere ve üst örtüleri doğal etkenler sonucu tahrip olmuş… İnanılmaz… Son birkaç yılda gezdiğim gördüğüm yerler arasında beni en çok etkileyenlerden biri oldu Kayaköy… 

Kayaköy yerleşim açısından ikiyi ayrılmış… Yukarda gördüğünüz yamaç ve ova olarak.. Bu yamaçtaki evlerde Rumlar yaşarken ovada Türkler yaşıyormuş… Barış içinde… Ne Kurtuluş savaşı öncesinde ne sırasında köyde iki halk arasında hiçbir sorun yaşanmamış… 

 

1924 yılında Trakya’da yaşayan Türkler ile bu köyde yaşan Rumların mübadele edilmesi sonucu Levissi boşaltılmış… Köy halkı o kadar itiraz etmiş bu duruma ve öyle anlamsız gelmiş ki yaşadıkları yerleri terkediyor olmak, anahtarlarını muhtara emanet etmiş ve evlerini öylece bırakıp gitmişler.. Geri döneceklerine çok emin olarak… 

Şu an bunu yazarken, ellerinde valizler, Kayaköy’lü aileler canlanıyor gözümde, o dar, taş sokaklarda… Gözlerim doluyor… Köyden ayrılan Rumlar 3 gün yollarda beklemişler ki, haber gelecek köylerine geri dönebilecekler diye… Gelmemiş… Gözyaşlarıyla arkalarında bırakmışlar Kayaköy’ü…  


Bu kadar harika bir köy peki neden bu hale geldi?Kayaköy’e yerleştirilen Türkler yapamamışlar burada… Tabi tarımla uğraşıyorlar, geniş arazilere ihtiyaçları var… Onlar da terketmiş Kayaköy’ü..

Terkedilen Kayaköy, 60’lı yıllarda merkezden yerel idarelere para gönderilmeyinceye kadar olduğu gibi kalmış… Adnan Menderes’in yayınladığı “bulduğunuz ne varsa, herşeyi satın” genelgesi ile Kayaköy bugünkü hayalet görünümünü almış…Eşyaların, anıların nasıl talan edildiğini düşünmek bile acı verici..

Ankara’ya döndüğümüzde tesadüfen bir belgeseli ucundan yakalıyoruz heyecanla izliyoruz… Levissi’li Rumlar yıllar yıllar sonra dönmüşler köylerine, arkadaşlarıyla buluşmuşlar… Anlatmışlar mübadele sonucu gittikleri yerlerde yaşadıklarını… Çok dışlanmışlar gittikleri Girit’te, Yunanistan’da… “Siz Türk’sünüz” demişler… Kendileri de zaten “biz Türküz” diyor… Gittikleri yerlerde birbirlerinden kız alıp vermeye çok sonra başlamışlar…

Nerden baksanız çok hüzünlü bir hikayesi var Kayaköy’ün.. Hiçbir suçu olmayan insanlar, yerlerinden, yurtlarından edilmiş… Peki neden koruyamıyoruz, neden talan edilmesine göz yumuyoruz tarihi değerlerimizi?Anlamak mümkün değil… Kentin bir girişine gişe koymak, bilet satmak yeterli mi acaba? Umarım yaşanmışlıkların her taşına sindiği Kayaköy, hakettiği ilgiyi görür ve kentten kalanının korunması için daha çok çaba sarfedilir… 


YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin