Bir sonraki durak Ölüdeniz 🙂

Akşam saatlerinde ulaşıyoruz… Yorgun ve mutlu bir tatil ekibi olarak atıyoruz kendimizi Ölüdeniz sokaklarına… Gururla söylüyorum ki merkezdeki bütün otelleri gezdik 🙂 Kesinlikle önceden ayarlamayın ama net söylüyorum kesinlikle Ölüdeniz’de görmeden, beğenmeden bir odaya para vermeyin.. Üzülerek söylüyorum kötü, çok kötü :/ İyiler yok mu?Mutlaka var… 

En çok merkezdeki Asena Oteli beğendik, harika bir odası vardı… Sonra Blue Lagoon.. Alaçatı’nın en güzel butik otelinin en güzel odasını almışlar koymuşlar bu kocaman otelin bir odasına… Dekorasyon, banyo harika… Ama dikkat edin, Kaş’ta olduğu gibi bu otelde de yenilenen odalar varmış ve bu oda o yenilenen odalardan biriymiş… Diğerleri nasıl bilemem.. Fiyatları da çok uygun ancak oda tam bize uymadı. Biraz daha yukarda Towers Otel’e girdiğimizde saat 23’ü geçiyordu 🙂 Resepsiyonist kızın hemşehri olması, otelin bahçesinin sıcaklığı, banyonun temizliği, odanın da ‘eh işte’ olması bizi ikna etmeye yetti ama ne yalan söyleyim eşyalarımızı yukarı çıkarıp şöyle bir alıcı gözle odaya tekrar bakınca biraz pişman olduk… Muhtemelen Daikin’in ürettiği ilk klima bu odada 🙂 Kumandasının fotoğrafını çekmeyi unuttuğumuza üzüldük, düşünün artık o derece… Hımmm, ama öyle sevimli bir köpek yavrusu vardı ki, otelden çıkarken hepimizin ortak fikri ‘iyi ki buraya gelmişiz’ oldu 🙂

Ölüdeniz şimdiye kadar gezdiğimiz diğer yerlere göre biraz daha farklı… Daha hareketli… Evet yine sevimli ama kendi içerisinde daha değişik bir dinamiği var… Bir yerde oturduk birşeyler içtik… Keyifliydi ama yolun karşısındaki bardan gelen gürültülü, kötü müzik içinde bulunduğumuz mekanın bütün albenisini alıp götürdü… Genelde hep birbirine benzeyen mekanlar… Orada bir şeyler için kalkın öbür tarafta için… Midye yiyin 🙂 Evet biz burada da 500000 tane falan yedik… Kaş’takinden daha lezzetliydi..


Daha hareketli bir gece hayatı istiyorsanız da ingiliz istilasındaki Hisarönü bunun için uygun 🙂 Hayır hayır yanlış kelime kullanmadım, gidince gerçekten ingiliz istilasında olduğunu göreceksiniz… Fethiye’den gelirken zaten Hisarönü’nden geçiliyor… 

 

Işık ve Güneş Diyarı…. Ölüdeniz yöresine ilk geldiğinizde, göreceğiniz açık, dalgalı deniz: Belcekız  kumsalı.. Yönünüzü denize çevirip, sağa doğru ilerlediğinizde işte o fotoğraflarda gördüğünüz Ölüdeniz’e geliyorsunuz. Burası tabiat parkı, girişte müzekartınız işe yaramıyor 🙂 Aracınızla giriyorsanız 17 tl, yaya giriyorsanız 3-5 tl gibi birşey ödüyorsunuz. Araçla girmek mantıklı çünkü içerisinde de epey yürünüyor… 

Biz sabah çok erken saatte ve akşama doğru 2 kez gittik… Sabah kimse yokken öyle mükemmeldi ki deniz..

 

Tarif edemiyorum… Ilık, sığ, dümdüz… Tek kelime ile muhteşem… Akşama doğru daha kalabalıktı, özellikle çocukların gürültüsü bizi çok rahatsız etti… Fazla kalamadık ki eminim öğle saatlerinde daha da kalabalık oluyordur.. Hayır çocuklarla bir sorunumuz elbette yok ama bu kadar huzur içerisinde bağırış çağırışlar biraz çok geldi 🙂

Ohh en sevdiğim kısıma geldik… Efsanesi… Birkaç tane var elbette hatta hemen şu anda ben de birşeyler uydurabilirim ama benim en çok sevdiğim versiyonu aşağıdaki. Bu arada Belcekız kıyılarından bakıldığında, Ölüdeniz görünmüyor.
“Likya ve Lidya kralları, büyük bir savaşa tutuşurlar. Likya kralı yenik düşer. Yaralılarını ve geride kalan yaşlı, çocuk, kadın ve gençlerini, yelkenli bir gemiye doldurur. Dost bir kıyı kenti aramaya başlarlar. Ancak, Belcekız açıklarında, şiddetli bir fırtınaya yakalanırlar. Sığınacak bir liman ararlar. Kralın oğlu: geminin yönünü, Belcekız kıyılarına çevirir. Çünkü: hiç fırtına görmemiş ve doğal bir koy olan Ölüdeniz’den haberdardır. Ancak: gemi kıyıya yaklaştıkça sığınacak limanı göremeyen kral, sinirlenir. Kavminin son kalanlarını da felakete götüren emri veren kişinin kellesinin uçurulmasını emreder. Emir yerine getirilir. Ancak, bu arada, gemi kıyıya yanaşmış ve kanala girmek üzeredir. Ölüdeniz, bütün sükunetiyle onları karşılar. Kral ve kavminin son kalanları ve onları taşıyan gemi kurtulur. Ama, kralın oğlu ölmüştür. Bu nedenle, o zamandan bu güne kadar, bu limana, Ölüdeniz denir.”

Biz heryerde 2 gece kalarak yola devam ediyoruz ama inanın buralarda günlerce kalsanız gezmekle bitiremezsiniz… ATV turları, yamaç paraşütü, onlarca ören yeri… Daha çok genciz ve heryeri hemen bitirmemek lazım 🙂 Bir daha ki sefere mutlaka Demre’yi, Xanthos’u uzun uzun gezmek isterim mesela… Yamaç paraşütü demişken o mükemmel manzarayı yukardan görmek eminim inanılmaz bir tecrübedir… Ben cesaret edebilir miyim?Çok sanmıyorum 🙂

  

Ölüdeniz’de tekne turu?Sonraki yazımda 🙂

Ahh, her bir taşında buram buram hüzün kokan, gözlerimizin dolmasına neden olan Kayaköy… O da bir sonrakinde…

PS : Bu yazımdaki fotoğraflar alıntıdır..




YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin