Kaş’tan çıkıyoruz yola.. 

Hepimizin aklında o fotoğraflardaki kumsal… Kaputaş… Deniz kenarından kıvrıla kıvrıla ilerleyen yol götürüyor bizi mavinin en güzeline… Heyecanla bekliyoruz, bir virajı dönecek ve göreceğiz o manzarayı 🙂 

Yaklaşık 20 km ama öyle pıt diye geçmiyor yol… Olsun yolculuk çok keyifli biz çok mutluyuz… 

Arabamızı koyuyoruz güneşin altındaki onlarca arabanın yanına… Yaklaşıyoruz uçurumun kenarına… İşte orada… Bu kadar mı güzel olur bu kadar mı kendine çağırır bir deniz… 

Merdivenlerin başında çok mu çok tatlı iki amca var… Biri meyve biri de su ve mısır satıyor… Alıyoruz meyvemizi, suyumuzu iniyoruz aşağı… İnerken yukarı çıkan insanları görmek moral bozmasın, değer 🙂 Aşağıdan şemsiye kiralayabilirsiniz, 5 tl, bir de teyze var gözleme yapıyor, içecek de var… Aç olun olmayın, mutlaka alın bir gözleme bakın tadına… Otlu peynirli… Miss…

 


Deniz? Gerçekten çok ama çok güzel… Olamaz böyle bir renk… Yukarı bakıyorsunuz keskin kayalar…

 

Arkanızı dönüyorsunuz Akdeniz’in mavisi, kumsala doğru çevirin yüzünüzü en güzel turkuaz… 

 
 

Girer girmez derinleşen deniz bazen çok dalgalı oluyormuş, şansımıza gayet güzel… 

Kaputaş‘ta yaklaşık 1,5 saat zaman geçirdikten sonra çıkıyoruz 15000 merdiveni, devam ediyoruz yola. Bu arada arabamız da güneşten yanmış.

Sırada KalkanKalkan‘da kendinizi ülkenizde değil İngiltere’nin bir sahil kentinde hissediyorsunuz. Bu ne çok ingiliz, şaşırıp kalıyoruz. Yine daracık, romantik sokaklar, Kaş’tan daha farklı bir havası var, bir kere çok şık..  Birbirinden şık mekanlardan öyle hoş müzikler geliyor ki akşamını merak ediyoruz ve sıcak, çok ama çok sıcak burası. Hepimiz boncuk boncuk terliyoruz… Bir tarafımız burada kalmak istiyor, bir tarafımız ise yeni yerler görmenin heyecanında… Sokaklarında dolaşıp, biraz dinlenip ayrılıyoruz Kalkan‘dan… 

Patara… Müze kartınız burada da geçerli, yani böyle bir tatil planlıyorsanız herşeyden önce bir müze kart edinmeniz iyi olur.

Amacımız Patara Plajı ama burası aslında bir ören yeri… Patara çok önemli bir Likya kenti ve San Nicholas‘ın Patara‘lı olduğuna inanılıyor… Zamanınız varsa tiyatroyu, bazilikayı, çok iyi durumda olan zafer takı gibi kalıntıları inceleyebilirsiniz. 

18 km uzunluğundaki plaj aynı zamanda Akdeniz kaplumbağaları Caretta-Carettaların milyonlarca yıldır yumurtalarını bırakıp yavruladıkları ender sahillerden biri olması nedeniyle koruma altında..

Plaj’da belediyenin işletmesi, şezlong ve şemsiyeler var ama plajın kalan kısmı bomboş… Harika bir görüntü… Açıkçası buraların bu şekilde korunmasından ben çok etkilendim… Hani gelip Patara plajına 5 yıldızlı 5 otel dikelim, para yapalım kafası yok… Bu kadar ıssız ve doğal olması nedeniyle eski türk filmlerinde çöl fonu olarak kullanılmış Patara Plajı..

Deniz ılık, sığ ve çok dalgalı… Hepimizin ortak fikri ‘tatilin en eğlenceli dakikalarıydı o kocaman dalgaların üzerinden atlamak’..Tabiri caizse çocuklar kadar şendik 🙂

Bahsettiğim, belediyenin işletmesinde (Patara Beach) yemek yedik…. Dalgaların yorgunluğu ve keyfinin üzerine nasıl güzel geldi anlatamam.. Fiyatlar gayet uygun yemekler beklenenin üstünde.

Denize de yemeğe de doymuşuz… Sonraki durak Ölüdeniz… Birazcık daha yolumuz var ve akşam saatlerinde orada olmayı planlıyoruz. 

PS : Noel Baba’dan bahsetmişken… 2012’ye girerken çok gülmüştüm hala gülüyorum Keşan Valisinin sözlerine “Noel baba yaşamış mı, yaşamamış mı belli değil. Bir yer söyleniyor ve orada yaşadığı ifade ediliyor. Ama Hıristiyan aleminin çıkardığı bir şahsiyettir. Noel Baba baca ve pencereden giriyor. Ama doğru dürüst birisi olsa kapıdan girerdi. Biz de kapıdan giriliyor. Kuran-ı Kerim’de; ’Evlere kapıdan girin’ diyor. Neden bacadan giriyor ki?”

YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin