Küçük, sevimli, güzel bir Ege Kasabası Cunda… Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü ile bağlanmış anakaraya (1964)… Alibey Adası ve Ayvalık arasında Lale Adası var…  Ayvalık ile Lale Adası arasındaki yola ise “Gönül Yolu” deniliyor. Yaklaşık 10 dk’lık rahat yolculuk sonrası Cunda… Sokakları tarih ve deniz kokuyor… Bozulmamış ya da henüz bozulmamış… Ada’nın günümüzdeki adı Alibey ama kimse bu adı kullanmıyor…. Daha önceki adı da Moshonisia‘mış… Güzel kokulu ada anlamında.. Cunda ile ilgili hislerimi Sobe Otel yazımda anlatmıştım biraz da ne var ne yok bahsedeyim…

Kıyısında bir dolu balık restoranı var. Cunda’ya gitmeden kısa bir araştırma yapan Cunda’nın ünlü Taş Kahve’sinden haberdardır… Bu güzel kahve de bu kıyıda. Mutlaka gidin, oturun Taş Kahve’ye bir sakızlı türk kahvesi için… Hatta üstüne bir de adaçayı…

 
 
 

Ne güzel.. Güneş ışıldıyor, karşımızda tüm dinginliği ile Ege Deniz’i… Ayaklarımızın altında dolaşan, yanımızdaki sandalyelere atlayan kediler… Güler yüzlü insanlar…

 





Unutmayın Ayvalıktasınız, ayvalık tostu yiyin 🙂 Sonra sahil boyunca sıralanmış balık restoranlarından birine oturun kalamar-bira keyfi yapın… Öyle güzeldi ki, hemen yanımız deniz ve denizin içerisi deniz yıldızı kaynıyor… Resim gibi… Aslında arka sokaklarda girit, ege yemekleri yapan küçük yerler var ama ne yazık ki hepsi kapalıydı. 




Sakızlı Dondurma ve Cunda Lokması yemeden de dönmeyin… Porsiyonu 2 kişiye rahatlıkla yeten lokma üzerine hindistan cevizi, çeşitli baharatlar serpilerek servis ediliyor… Sahilde yer alan Saki ve Mustafa‘nın lokmaları gerçekten çok lezzetli..

Akşam için ise rakı-balık hedefimiz…. Rakı+Balık=Ayvalık 🙂 Kıyıdaki bahsettiğim restoranlar buna uygun ama gelin görün ki şöyle sevimli bir ege balıkçısı olarak sadece Cunda Balık Evi‘ni beğendik 🙂 Önce Moshos Taverna‘ya baktık, dışardan evet harika ama içerisi daha klasik, onun hemen yanında Laterna var, Ankara’daki Laterna’nın şubesi… Ama yemek yok 🙂 Bar havasında…

 

Cunda Balık Evi öyle mi? Çok güzeldi çok… Kulağı rahatsız etmeyen rum müzikleri, içerisinde her rengi barındıran ama mavi ağırlıklı dekorasyonu…

 

 


Eski fotoğraflarla bezenmiş duvarları… Biz çeşit çeşit mezelerden tadımlık istedik…. Cunda ezmesi, radika… Herşey harikaydı gerçekten… Barbunun tam mevsimi… Barbun yedik… Rakımızı içtik… Çok keyifli bir akşam oldu bizim için…

Balık demişken Papalina’dan bahsetmemek olmaz. Ben zaten çok severim minnok çıtır çıtır balıkları, Papilana da öyle.. Hatta en lezzzetlilerinden.. Sadece Kuzey Ege’de yakalanan bu balık hamsiyi ve sardalyayı andırıyor… En güzel mevsiminin Temmuz – Ağustos olduğu söyleniyor..

Has Ada’ya gittik zeytinyağı ve sabun aldık… Zeytinyağının kokusuna, sabunun doğallığına hayran kaldık… Adada pek çok zeytinyağı markası var ve bunlardan en eskisi Has Ada. İstenildiğinde kargo ile elinize ulaştırıyorlar ürünlerini, fiyatlarda oldukça makul…

Has Ada Zeytincilik İletişim : 0266 327 1149

Kesebir Mandırası’na girdik, “Cunda’ya özgü peynir var mıdır?” dedik, sepet peynirinin, Cunda tulumunun tadına baktık, ohh mis bayıldık…

Havasından mı suyundan mı bilmiyorum ama evet Cunda’da ne yediysek ne içtiysek ne gördüysek bayıldık, net… 🙂

Daracık sokaklardan yürüyerek Aşıklar Tepesi’ndeki değirmene çıktık… Koç Müzesi… Minik harika bir kütüphane…. Koç ailesi bu minik kütüphaneye diplomat Necdet Kent’in adını vermiş… Terasında bir çay içip birşeyler yiyebilirsiniz…. Manzara enfes… Şöyle bir baktık güzelim Ege Denizi’ne, ‘bahar gelmiş buralara….’ dedik, yemyeşil çimenlerin arasından çıkmış sarı çiçekler… Kütüphaneyi gezdik, oradaki insanlarla sohbet ettik. Rahmi Koç yılda bir kez gelirmiş buraya, o değirmen onun özel ofisiymiş…

Taksiyarhis Kilisesi’ne baktık, hayır pardon bakakaldık 🙂 1800’lü yılların başında geleneksel Bizans mimarisine uygun olarak yapılan kilise tüm görkemi ile karşımızdaydı… İçeriye giremedik restorasyon çalışması vari ancak pencerelerinden bakabildik…Yanında kocaman kuru bir ağaç, ağacın üstünde bir sürü siyah kuzgun… Hem ürkütücü hem harika…




Denizi ile ilgili tabi ki bir yorum yapamayacağım ama mesela Sobe Otel’in plajı ve oraya gün içerisinde servisi varmış…. Çok merak ettim ama gitmeye zamanımız olmadığı gibi aracımızda yoktu 🙂 Sanırım yürüyerek denize gidebileceğiniz bir plaj yok… Yanılıyor da olabilirim… Ama 5 dk da bir kalkan taksi dolmuşlar ile Ayvalık’a gidebilirsiniz hatta yazın motorlar ile geçilebiliyormuş… Sarımsaklı plajı eminim deniz severleri tatmin edecektir.

İşte böyle kısacık bir Cunda gezisi oldu bizim ki… Tekrar gelmeye söz verdik kendimize…  ve yine kaldı kalbimiz Ege kıyısında… 🙂

Diğer gezi yazıları için tık tık!









1 YORUM

YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin