MASAL KÖY ALAÇATI

0
926
Foça’dan yine maceralı bir yolculukla Ilıca’ya ulaşıyoruz. Benzinimiz ‘ha bitti ha bitecek’ derken bir de bakmışız Ilıca yol ayrımındayız. Siz siz olun benzin almadan otoyola girmeyin. Bir tane benzinlik, ev ne bileyim hiç birşey yok!!
Arabamızı Çeşme Sahil Evleri muhitine park edip kumsala iniyoruz. Harika. Evet tek kelime kullanabilirim Ilıca Plajı için harika…. Bembeyaz bir kum… Masmavi bir deniz… Öyle güzel ki… Mutlaka görmelisiniz.. Deniz ılık ve sığ… Foça’dan sonra buraya tabi ki bayıldık…. Soğuk deniz kesinlikle bize göre değil… Tek şanssızlığımız biz oradayken Gerence‘nin patlamış olmasıydı 🙂 Ilıca sahilinin hemen karşısında kocaman bir dağ var, Gerence… Bu dağdan esen rüzgar oralarda meşhurmuş… İlk günümüzde çok değildi ama son gün öyle bir dalga vardı ki görmelisiniz…  Bu sizi sakın sahil konusunda yanıltmasın, biz böyle bile keyif almışken dalgasız halinde kimbilir ne kadar güzeldir, internette biraz araştırma yaparsanız çok güzel resimlerini bulabilirsiniz Ilıca Sahili’nin…

 
Bu arada Çeşme Sahil Evleri mahallesini de görmelisiniz… 250 ev varmış… Hiç abartmıyorum herbiri birbirinden güzel ve lüks, tek katlı evler… Satılık bir ev gördük sadece meraktan (!) emlakçıyı aradık, ellerinde o semtte 7 ev olduğunu ve 1.2-3 milyon tl (!) arasında fiyatlarının değiştiğini söyledi… 🙂
 

Şöyle bir serinleyip kalacak yer arayışına çıkıyoruz. Ilıca plajında Sheraton var, ilginizi çekerse…. Biz daha uygun ve daha küçük sevimli bir yer arıyoruz ama Ilıca’da içimize sinen, kafamıza yatan biryer bulamadık. Tabi ki bu yazının 2011 yazı için geçerli olduğunu unutmayın 🙂 Sahile yakın iki yere baktık hem biraz rutubet kokuyordu hem de pek beğenmedik. Neyse Alaçatı’ya geçelim… Bu arada arabaya binerken önümüze park eden çocuğa ‘buralarda kalacak yer biliyor musun?’ diye sorduk kendisi Alaçatı’da 2 kişi 110 tl’ye kaldığını söyledi, otel adı verdi…

Alaçatı… Gerçek anlamda bir masal köyü… Ilıca ile arası arabayla yaklaşık 5 dk sürüyor, sadece birkaç km…  

Arabamızı yel değirmenlerinin oradaki park yerine bırakıyor ve dar, taş sokaklardan içeri dalıyoruz. Köy merkezine araç girişi yasak… Amacımız kalacak bir yer bulmak…. Köy öyle güzel ki… Evlerin pencereleri, restaurantlar, bahçe duvarlarından sarkan begonviller …. Her detay sizi içine çekiyor. Sanki güzel bir ege tablosunun içerisindesiniz…  Adım attığınız anda kapılıveriyorsunuz büyüsüne… İmkanınız varsa başka yer hiç aramayın… Ne Ilıca’ya ne Çeşme merkeze hiçbir yere bakmadan doğruca gelin Alaçatı’ya… Bu güzel rum köyünde bulacağınız huzura değecektir…. 
Bayram öncesine denk getirdiğimiz için şanslıyız. Çok kalabalık yok… Tatil planı yapanlar bayrama ya da bayramla birleştirmek için bir sonraki haftaya ayarlamışlar kendilerini….
 
 
 


Alaçatı konaklama için çok fazla seçenek var, bizim kaldığımız İmerek Otel için bu yazıyı okuyabilirsiniz 🙂 

Alaçatı yeme-içme anlamında da biraz pahalı… Biz ilk ve son gecemizde Kaptan’ın Yeri‘ne gittik. Neden orayı tercih ettiniz derseniz söyleyebileceğim tek sebep en kalabalık yer orasıydı. Şöyle ki yanıbaşındaki restaurantlar çok sakinken biz orada sıra bekledik… Kültür Çupra 15 tl… Sardalya porsiyon 10 tl… Deniz balıkları için fiyat hergün değişiyor. Biraz daha pahalı oluyor ama gitmişken deniz balığı tercih etmenizde fayda var…. Tadı çok güzel…. Kalamar porsiyon 20 tl… Sosu bir harika…
 

Kalamar porsiyonu çok fazla geldi bize, yarım istemeniz daha güzel olabilir. 20 cc rakı 20 tl, 35 cc 35 tl, 70 cc 70 tl 🙂 Kaptanın salatası 7.5 tl…


Yine barlar sokağına girerken Ege Yemekleri var hemen köşede…. Fiyatlar benzer… Ege Yemekleri’nde Kaptan’ın Yeri’ne göre daha çok zeytinyağlı yemek var…. Hem zeytinyağlı yemek hem balık için tercih edilebilir.


Alaçatı’da yediğimiz herşey gerçekten çok çok lezzetliydi…


Kedileri de unutmamak lazım… Foça’da olduğu gibi Alaçatı’da da her köşeden bir kedi fırlıyor… Değmeyin keyfime 🙂

Barlar sokağı Alaçatı’nın en hareketli bölgesi… Beyaz ve doğal taşın muhteşem uyumu, mavi panjurlu evler… Etrafta güzel huzurlu bir müzik… Burada kadeh şarap 16-20 tl arasında yemekler de 25-40 tl arasında değişmekte….



Sokağın en sevimli noktalarından birinde Kırmızı Ardıç Kuşu var… Biz orada oturduk ve şarap içtik… O atmosferi yaşamak, o an orada bulunmak çok hoştu…. Karşısında Tuval Restaurant… Oldukça güzel bir yer… Tabi ki her zaman söylediğim gibi, biraz şans biraz tesadüf…. 


Sadece ana sokak değil ara sokaklar da görmeye fazlasıyla değer… Takı satan tezgahlar, buzlu bademci, turşucu, tam Rosemary Restaurant‘ın karşısında her akşam çıkan kekikçi amca… Öyle güzel ki kekik ve lavantası bütün sokağı kaplıyor kokusu… Hiçbirşey yemeseniz içmesenizde yürüyün, kokusunu çekin içinize bu taş sokakların…


Plastik masa, sandalye yasak olduğu için hepsinde tahta küçük masa ve sandalyeler, pırıl pırıl örtüler, çiçekler, farklı objeler… Herbirinin tabelası da ayrı güzel, el emeği besbelli ve orjinal…

 


Çeşme’nin tam karşısında Sakız Ada’sı (Chios) bulunmakta… Foça’da atladık ama Alaçatı’da sakızlı dondurma görünce hemen yedik… Nasıl güzel… Ankara’da neden yok anlamış değilim.. Yoksa var mı? Gören söylesin 🙂 Buralara kadar gelip sakın ola yemeden dönmeyin… Sakızlı dondurmanın sakızı Yunanistan’dan getiriliyormuş bu arada… Sakız ile yapılan ürünler Çeşme ve çevresinde çok meşhur. Likör, reçel, muhallebi, kurabiye…. Aklınıza ne gelirse… Sakız rakısı da varmış ama hiç görmedik ve deneme şansımız olmadı ne yazık ki… Sakız ağacının yunancası Mastika 🙂 Akdeniz iklimine çok uygun bir ağaç, hem çok dayanıklı hem de büyük gelir kaynağı aslında…. Gelin görün ki bundan 70-80 yıl önce bütün yöre sakız ağaçlarıyla doluyken, birçoğu kesilmiş yerine başka başka bitkiler ekilmiş. Ancak günümüzde sakız ağaçlarının korunması ile ilgili çalışmalar yapılmakta… 


Bu arada herhangi bir sakız ürünü alacaksanız mutlaka Çeşme’den yada Alaçatı’dan çıkmadan alın, İzmir yolunda başka hiçbiryerde yok… Sakız Ada’sı demişken, Çeşme’den feribotla geçiş yapabilirsiniz (10-15 euro bilet), yeşil pasaporta vize yok ama diğer pasaportlar için vize isteniyor. 


Tatilin son günü cumartesi, Alaçatı pazarına denk geldi… İyi ki de öyle olmuş… Biz Ankara’da ne yiyoruz, ne içiyoruz sorguladık… Herşey nasıl taze, dalından koparılmış domatesler, bamya, börülce, salatalık… O biberler mis gibi kokuyor… Kekik, adaçayı, çeşit çeşit baharat…. Asma yaprakları…. Çiçek satılıyor, daha ne olsun 🙂 Biz bir dolu yeşillik ve sebze aldık tatlı ege şivesi ile konuşan Alaçatı yerlisinden….

Pazar aynı zamanda sosyete pazarı… Kıyafet var bolca…. Bizim Ankara’da pazarlardan aldığımız aynı ürünler 5-10 tl daha ucuz… 

Alaçatı çevresinde denize girebileceğiniz pek çok koy ve sahil var…. Bunları tek tek daha sonra anlatacağım. Burada şunu söyleyebilirim, Alaçatı’nın sörf yapılan denizi yani asıl Alaçatı sahili çok güzel olmakla birlikte deniz buz gibi…. 🙂

Alaçatı sokakları, taş evleri, begonvilleri, muhteşem havası ile mutlaka görülmesi gereken bir yer… Akşamları sokaklar birbirinden şık insanlar ile dolu oluyor. Tabi bunun yanında burasının bir köy ve asıl sahiplerinin de yerlisinin olduğunu unutmamak gerekiyor….

P.S. : Alaçatı ile ilgili ilginç bir bilgi…. İstanbul’da ne zaman yağmur yağsa burada hava çok kötü olurmuş, rüzgar, bulutlar…. 🙂



FRANSA


SHARE
Previous articleŞİRİNCE
Next articleESKİ FOÇA – PHOKAİA

1 COMMENT

  1. Berçem cim, eline diline yüreğine sağlık. Asıl biz sizi otelimizde konuk etmekten çok mutlu olduk, güler yüzünüz ve güzel sohbetiniz ile en yorgun olduğumuz zamanlarda dahi bize enerji kattınız 🙂

    Sevgilerimle,
    Ozan ERDOĞAN

  2. ya beni bitirdiniz bu yazıyla:)) ege alaçatıya gitmeyi çok istiyorum fakat çok dikkatli harcamam gereken bir para var elimde ve sürekli kalınabilecek köy evlerine bakıyorum .Harika resmen! Çeşme'nin merkezi ile Alaçatı arasında çok fazla uzaklık var mı?

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here