Akyaka’dan Datça haritada kuş bakışı çok kısa, hatta bize 2-3 saat rahat sürer dediklerinde “yok artık” demiştik ama gerçekten yol bitmek bilmiyor. Tabi Akyaka’dan çıkınca önce Bozburun’a gitmemiz, oradan dönmemiz de böyle hissettirmiş olabilir.
Akyaka’da tekne turunda önerdiler Bozburun’u. “Mutlaka görmelisiniz, buralara kadar gelmişken” dedikleri için Hisarönü’nden Datça’ya dönmek yerine Bozburun Yarımadası’na devam ettik. Marmaris’ten 50 km ama virajlar nedeniyle çok uzun sürdü. O kadar ilginç bir yer ki tam Akdeniz ile Ege denizini ayırıyor bu yarımada. Biraz daha Akdeniz bitki örtüsüne yakın. 1 saat önce çam ormanlarının arasında ilerlerken şimdi adına yakışır bir şekilde kuru, boz dağların arasındayız. 
Çok güzel teknelerin, yatların olduğu küçük sevimli bir yerleşim yeri Bozburun. Denizi pırıl pırıl. Kalabalık tatil beldelerinden çok farklı, sakin, huzurlu bir yer. Tatil anlayışınız sakin bir ortam da sadece denize girip, dinlenmekse Bozburun tam size göre. Konuştuğumuz kişiler tekne turu yapmamızı önerdiler ancak ne yazık ki zamanımız yoktu. Bozburun’da çok güzel masmavi bakir koylar olduğunu bilerek ve planlamanızı tekne turunu da ekleyerek yaparsanız buranın tadını daha çok çıkartabilirisiniz.
Çok acıkmıştık, sevimli görünen, plajın en sonunda, uzaktan hoş görünen, hem pansiyon hem restorant olarak işletilen bir yere gittik. Küçük bir çay bahçesinde gözleme yedik hemen deniz kenarında. Ya gerçekten çok güzeldi ya da biz çok açtık. 
Bozburun’da konaklamak için güzel butik otel alternatifleri mevcut. Bununla birlikte gerçekten tertemiz koyları ile ünlü olduğu için tekne tatili yapanların da güzergahında önemli bir alternatif. İnsanlar teknelerinde konaklayıp herhangi bir ihtiyaçları olursa karaya iniyorlar. Biraz daha zaman geçirip öyle dönelim istesek de yol gözümüzü korkuttu. Hakkını yemeyelim şimdi, bazı kısımları korkutucu olmakla birlikte çok güzel manzaralar da var yol boyunca. Yalnız uçurum ve tek yön olan, üstelikte bol bol viraj olan yerleri gece geçmeyi göze alamadık.  Dolayısıyla çok zaman kaybetmeden Datça’ya doğru yola çıktık. Bu ekstra yolculuğun en güzel tarafı Orhaniye’de Kızkumu’nu görmek oldu.
 
Hikayesi şöyle (; 3000 yıl önce Baybassos kentinin kralının güzeller güzeli kızı bir balıkçı çocuğa aşık olmuş. Kral’ın korkusundan  gizli gizli buluşuyorlarmış… Kral bu durumu ögreniyor ve bir gece takip ettiriyor kızını… Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor, bulunduğu yeri ışıkla belli ediyor balıkçıya. Kral  askerlerine balıkçıyı yakalamalarını emrediyor… Yine bir gece kumsaldaki ışığa doğru kürek çekiyor balıkçı, sevgilisine değil askerlere doğru gittiğini bilmeden….  Prenses askerlerin elinden kurtuluyor ve koşmaya başlıyor sevgilisini kurtarabilmek için… Kızın adım attığı her yer kumsala dönüşürken peşinden koşan askerler sulara gömülüyor… Kız kayığa kadar koşabiliyor… Ancak sevgilisinin kollarında bir askerin okuyla can veriyor. İşte bu yüzden kumlar kızılmış…. 🙂
Bu hikayenin versiyonları mevcut…Ben bunu beğendim 🙂 
Tabi doğal bir oluşum olduğu ile ilgili açıklamalar bulunmakta ama o kadar da eğlenceli değil öyle olduğunu düşünmek. Uzunluğu 600 mt, küçük çakıl taşları üzerinden yürüyorsunuz. Hangisi daha rahat bilemedim. Terlik suda doğal olarak sürekli ayağınızdan çıkıyor, terlik giymezseniz de ayaklarınız acıyor. Lastik deniz ayakkabıları bu yürüyüş için ideal olmalı 🙂 Biraz ilerleyip şöyle bir etrafınıza bakıyorsunuz ve gerçekten çok güzel bir his denizin ortasında ayakta duruyor olmak. Bizi burada rahatsız eden tek şey gürültülü kalabalığı oldu. Müzik sesi orada olması gereken huzur ve mutluluğu alıp götürüyor. Bu arada uzmanlar Kızkumu’nun geleceği konusunda uyarıda bulunuyorlar. Doğal ve kültürel değerlerimize ne kadar sahip çıktığımız düşünülürse bir an önce gidip görmekte yarar var 🙂
 

YORUMLARINIZ DEĞERLİ

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen isminizi buraya girin