BOZBURUN VE KIZKUMU

0
248
Akyaka’dan Datça haritada kuş bakışı çok kısa 🙂 Hatta bize 2-3 saat rahat sürer dediklerinde “yok artık” demiştik ama gerçekten yol bitmek bilmiyor…. Gerçi evet biraz bizim suçumuz olabilir çünkü ‘şöyle bir Bozburun yapalım öyle gidelim’ dedik…. Hımm, hatta  bu yazı Bozburun Yarımadası ile ilgili olsun… 🙂
Akyaka’da tekne turunda önerdiler Bozburun’u. “Mutlaka görmelisiniz, buralara kadar gelmişken” dedikleri için Hisarönü’nden Datça’ya dönmek yerine Bozburun Yarımadası’na devam ettik. Eğer çok fazla zamanınız ve sabrınız varsa Bozburun’a kadar devam edebilirsiniz ama yoksa gerek yok… Biz ne yazık ki sonuna kadar devam ettik.  Marmaris’ten 50 km ama inanın çok uzun sürdü… Çünkü yol çok virajlı…  O kadar ilginç bir yer ki tam Akdeniz ile Ege denizini ayırıyor bu yarımada. Biraz daha Akdeniz bitki örtüsüne yakın. 1 saat önce çam ormanlarının arasında ilerlerken şimdi adına yakışır bir şekilde kuru, boz dağların arasındayız. Yeşil gerçekten insana huzur veriyor, çok net.
Çok güzel teknelerin, yatların olduğu küçük sevimli bir yerleşim yeri Bozburun. Denizi pırıl pırıl, çok alçak ama biraz yosunlu. 
Çok acıkmıştık, sevimli görünen, plajın taa en sonunda, uzaktan hoş görünen, hem pansiyon hem restorant olarak işletilen bir yere gittik. İn cin top oynuyor… Adam “hazırlarız birşeyler” dedi ama çok hoşumuza gitmedi… Küçük bir çay bahçesinde gözleme yedik hemen deniz kenarında. Ya gerçekten çok güzeldi ya da biz çok açtık. 
Belki sıcaktan belki başka birşeyden bilemiyorum ama Bozburun’un ıssız, terkedilmiş bir havası vardı…. Hatta Bozburun hakkında korku filmi senaryoları yazdık, eğlendik 🙂 Ne yapacağımızı açıkçası bilemedik ve dönüş yolu da gözümüzü korkuttu… Hakkını yemeyelim şimdi, bazı kısımları sıkıcı olmakla birlikte çok güzel manzaralar da var aslında yol boyunca… Yalnız uçurum ve tek yön olan, üstelikte bol bol viraj olan yerleri gece geçmeyi göze alamadık.  
Dolayısıyla çok zaman kaybetmeden Datça’ya doğru yola çıktık. Bu ekstra yolculuğun en güzel tarafı Orhaniye’de Kızkumu’nu görmek oldu.
 
Hikayesi şöyle (; 3000 yıl önce Baybassos kentinin kralının güzeller güzeli kızı bir balıkçı çocuğa aşık olmuş. Kral’ın korkusundan  gizli gizli buluşuyorlarmış… Kral bu durumu ögreniyor ve bir gece takip ettiriyor kızını… Diyorlar ki; balıkçı denizden geliyor, kız kumsalda onu bekliyor, bulunduğu yeri ışıkla belli ediyor balıkçıya. Kral  askerlerine balıkçıyı yakalamalarını emrediyor… Yine bir gece kumsaldaki ışığa doğru kürek çekiyor balıkçı, sevgilisine değil askerlere doğru gittiğini bilmeden….  Prenses askerlerin elinden kurtuluyor ve koşmaya başlıyor sevgilisini kurtarabilmek için… Kızın adım attığı her yer kumsala dönüşürken peşinden koşan askerler sulara gömülüyor… Kız kayığa kadar koşabiliyor… Ancak sevgilisinin kollarında bir askerin okuyla can veriyor. İşte bu yüzden kumlar kızılmış…. 🙂
Bu hikayenin versiyonları mevcut…Ben bunu beğendim 🙂 
Tabi doğal bir oluşum olduğu ile ilgili açıklamalar bulunmakta ama o kadar da eğlenceli değil öyle olduğunu düşünmek…
Uzunluğu 600 mt… Küçük çakıl taşları üzerinden yürüyorsunuz. Hangisi daha rahat bilemedim. Terlik suda doğal olarak sürekli ayağınızdan çıkıyor, terlik giymezseniz de ayaklarınız acıyor. Lastik deniz ayakkabıları bu yürüyüş için ideal olmalı 🙂 Biz bütün yolu yürümedik hem ayaklarımız acıdı hem de çok sıcaktı… Ama biraz ilerleyip şöyle bir etrafınıza bakıyorsunuz ve gerçekten çok güzel bir his denizin ortasında ayakta duruyor olmak!
Bizi burada rahatsız eden tek şey gürültülü kalabalığı oldu. Ucuz müzik sesi orada olması gereken huzur ve mutluluğu alıp götürüyor….

Bu arada uzmanlar Kızkumu’nun geleceği konusunda uyarıda bulunuyorlar…. Doğal ve kültürel değerlerimize ne kadar sahip çıktığımız (!) düşünülürse bir an önce gidip görmekte yarar var 🙂

Kızkumu Giderek Yok Oluyor 🙁


LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here